|
Çanakkale
FotoALBÜMÜ Görelim
Çanakkale tarafına ilk kez gidiyorum.
Çanakkale'den geçip Bozcaada'ya gittim, bir söz üzerine. İyi ki gitmişim. Böyle güzellikleri görmeden yaşıyorum demek zor.Fotograflarına bakabilirsiniz. Dönüşte Çanakkale'de kaldım.
 Bir köylüm, emekli astsubay Metin Korkmaz ve çocukluk arkadaşım Nejdet Günaçtı Çanakkale'ye yerleşmişler. Beni davet ettiler. Gittim, gördüm. Yine bir köylüm Çanakkale Truva Turizm Şirketinin sahibi Kadir Kılıç ile çalışıyorlar. Çanakkale Truva iyi bir çizgi yakalamış. Marmara bölgesinden başka Türkiye yollarına doğru açılıyor. Bir de dergileri var, Çiğdem Hanım sorumluluğunda. Olumlu buldum. Yolcuları ciddiye almanın bir biçimi. Çanakkale İzmir yolu üzerinde, Motel& Restoranları var. Aynı zamanda Trabzon yemekleri yapan fırın oluşturmuş ve bahçesine de Kadirga Yaylamıza giderken, yolumuzdaki bir durağın adını, horon yerinin adını vermişler: SAZALAN Sazalan adını bilmeniz için Kadirga fotograflarına bakınız. Biz burada, çamların arasındaki Sazalan'da yuvarlak Trabzon Pidesi ile hoş bulduk dedik. Çünkü yıllardır yememiştik, tereyağlı ve yumurtalı olunca ağır oluyor diye. Ama doğrusu hafifti. Mustafa Kalyoncu Usta'ya teşekkür etmeli demek. Akçaabat köftesi de çok lezzetliydi. Kadir Kılıç'a, izin alarak KÖYLÜM dedim. O da sevdi anladığımca. Kesin bir kişiliği ve kararlı tutumu var. Saygın iş adamı özelliği öne çıkmış. Kardeşi Kenan Bey'e görev verdi, O' da beni fotograf çekebileceğim yerlere götürdü. Sağolsun. Motel alanında da fotograflar çektim. Çanakkale'yi yüksekten görünce çok heyecan duydum. Tarih sayfalarının mistik duyguları yerine, gerçek ile yüz yüze olmak: Masmavi bir dünya. Burada Gökyüzü de çok, su da. Bin kilo maviye bakıyorum. Koskocaman bir dere bu, akıyor mu yatıyor mu pek anlamadım. Bu derenin içinde yüzlerce tekne dolaşıyor. Koyu lacivert rengi günün saatlerine göre değişebiliyor. İşte Çanakkale Boğazı. Karşıdaki tepeler Gelibolu Yarımadası'ymış. O ünlü çıkartma yapılıp ama çıkartılamayan yer. Çevreme baktım, çok kel ve yanık alan var. Çok çam alanı - yer yanmış buralarda da. Bir devlet ya da bir insan nasıl olur da erkekliğini keser ya da kadınlığını yok eder? Neden bu örneği verdiğimi de söylemeliyim. Türkiye insanının büyük bir bölümü henüz belden aşağı düşünüyor. Zaten böyle olmasa bu yangınlar azalır, yüreğimizdeki. Köylüm beni attı arabaya, bak dedi nereye gideceğiz? Biz akşama yokuz dedi çocuklara. Ben fotograf gereçlerimi aldım tabi. Vapurla karşı kıyıya, Gelibolu'ya geçtik. Eceabat'mış. Oradaki tarihi yeniden görmek gerek. Bunca zenginlik az da olsa korunmuş. Yüksekten görmek manzaranın görselliğini artırıyor. Surlara çıktım. Nasıl bir rüzgar, fotograf makinesini tutamıyorum. Sabah tepelerdeki rüzgar enerjisinden elektrik elde etmeye yarayan türbinleri (RÜZGAR GÜLÜ), görmüştüm. Anlamak zor değil elbette, bunca rüzgarı olan ülkeye, Çernobil gibi santral dikmek isteyen, uluslararası sermayenin küçücük sadaka vererek neleri götürdüğünü.
 Bu yerlerde çekebildiğince fotograf çek, gene de az gelir. Eceabat'ın batısında kalan Saroz Körfezi'ni göreceğiz sanırım. O tarafa geçerken gördüklerimizle, yine yarımadanın tarihsel geçmişini yaşadık. Kabatepe Limanı'na vardık, arabalı vapurun kalkış saatini bekleyeceğiz. Fotograf çekmenin keyfini fazlasıyla sunan doğa, aynı zamanda, bana yaşama enerjisi yüklüyor. Kesinlikle bu yolu önermiyorum. Çanakkale içinde olanlar, feribotla doğrudan Gökçeada'ya gidebilir. Gelibolu'da olanlar Kabatepe limanını seçmek zorunda. Kabatepe- Gökçeada arası iki saat ve Çanankkale-Gökçeada arası da 2 saat. Neden Kabatepe sıkıntısı çekilsin ki. Bu zorlukları görünce araba ile gelmenin değerini de anladım. Kişisel olarak gelmem, bunca güzelliklerle dolu olsa da. Gökçeada tam bir görsel şölen. Deniz, gökyüzü ve doğa. Tepelere doğru çıktıkça sessizlik ve kendiniz varsınız. Bir de rüzgar sesiyle karışık deklanşörün sesi. Hava temiz ve gök mavi. Ekili alanlar ile tepelerin kıraçlığı etkiyi artırıyor. Çok yıkıntı ev var. Sanki bir an önce yıkılsın da kurtulalım şu kültürden denmiş gibi. Eski rum evleri taştan yapılmış. Onarım gördüm birkaç yerde. Sordum, sonradan yerleştirilenler onarıyor eski rum evlerini. Sorduklarıma yanıt vermek istemediler. Tarihin olumsuz gerçeklerini, insanın insana ettiklerini unutarak; güneşin, balıkçıların arasından görünümüne daldım. Limana indim. Nasıl da ÇEK BENİ diyorlar. Kanımın hızlandığını duyuyorum.
Akşam olunca da başka bir güzelliğe bürünüyor ada. Az sonra Yakamoz bizi bekliyor. Yakamoz yüksekte bir lokanta. Balık, rakı ve rum şarkıları. O gece kaldık ve sabahın kalvaltı keyfini de tatdmış olduk. Güneşin yönü değişince mavilikler ve limanın görsel yüzü de değişti...Yeniden çanakkale'ye aynı yoldan döndük. Tabi geminin kalkış saatinde inemezseniz limana iki saat beklersiniz... İlgilerine çok teşekkür ederek ayrıldım. Buraya 1,5 metre fotograflar göndereceğim. Balıkesir/Gönen bekliyor. Sarı-yeşil fotografları yakalayacağım. |