|
|
|
|
|
|
 |
|
ÜSKÜBÜ
diğer bölgelerimizdeki yok etme içgüdüsüyle,
aşağılanarak
yok edilmiş...bu bir
cehalet... |
|
Bu kasabayı görmek zorunda kaldığım için utandım. Eşim bu
yerden olunca geldim, gerçekten böyle önemli bir yerin
varlığından bilgisiz oluşuma utandım.
Tabi gezdikçe daha çok utandım. Türkiye'de uygulanan bir
pervasızlığın ve vefasızlığın burada da ayrı cahil görüntüsünden
utandım. Bu utanma sözü başkasına söylenen bir söz değil, sanat
okuyan / sanat uygulayan biri olarak da kendime...
Türkiye'nin hemen her yerinde diğer kültürlere karşı acımasızca
davranıldığını gördüm. Din kavramı öncelikli bu davranışlarda.
Öteki kültürleri yok etmeye yöneliyorlar. Oysa geçmişte bir
arada yaşamışlar. Bir arada yaşamayı sürdüryorlar hala...Ama
dikkat çeken asıl bu değil bence. Bu görünüm altında
soygun tapanların " din " duygularını kullanıp insanları kavga
ettirmişler, arada soygunlarını rahatça sürdürmüşler. Değerli
parçaları kaçırmışlar da ne zaman sonra devlet, zorla zorla
harekete geçer gibi görünmüş...Tabi ki geç kalınmış, kaçırılan
gitmiş.
Üskübü'de aynı. Bu gördüğünüz tiyatronun koca mermerlerini,
yıllarca; buranın sonradan yerleşmiş insanları söküp söküp
satmışlar. Ya da inşaatlarında kullanmışlar. Şimdi gittiğinizde
gene görebilirsiniz. Yoksul bırakılan halk bunu yapabilir. Ama
değil, soyguncuların işi bu. Yıllar sonra Konuralp Müzesi
kurulmuş, bazı parçalar korunabilmiş. Tiyatrodan uzağa kurulmuş
müze, yakına kurulsa daha etkili ve çekici olurdu.
Fabrikası olmayan Türkiye'nin gerçekte fabrikadan çok gelir
getirecek alanıdır antik yerleri. Ama bunun olabilmesi için,
yönetenlerin bu konuyu görecek, planlamayı geliştirecek kafada
olması gerek.
not...bilgiler eklenecek
|
|
|
|
foto:2008
ÜSKÜBÜ
/ KONURALP
Farklı
bilgilerin özeti...
-
Bursa, tarih
sahnesine bir
Bithynia kenti olarak çıkar. Kurucusu kral
Prusias'tır. Bithynia kralı olan baba-oğul iki Prusias
vardır. Krallıkları
M.Ö. 228'den
M.Ö. 149'a dek sürmüştür. Üç Bithynia kenti bu kralların
adını taşır
- Prusias ad Mare- deniz kıyısındaki
Prusias, bugünkü
Gemlik
- Prusias ad Hypilum- Hypios kıyısındaki
Prusias, bugünkü Üskübü veya
Konuralp
- Prusias ad Olympum- Olympos kıyısındaki
Prusias, bugünkü Bursa
- 2. Sâlnâmelerdeki Bilgilere Göre 19.
Yüzyılın Son Çeyreğinde Düzce:
Düzce kazasının merkezi olan Düzce kasabası Kastamonu’nun
güney batısında ve Bolu’nun batı yönünde bulunup, (atlı ve
yaya olarak) Kastamonu’ya 69, Bolu’ya dokuz saat mesafededir.
Düzce kazası doğusunda Bolu ve Ereğli ile, batısında Hendek ve
Adapazarı ile, güneyinde Mudurnu ile ve kuzeyinde Karadeniz ve
Ereğli ile sınırlıdır.
Düzce, çevresi dağ ve tepelerle kuşatılmış bir
ovanın ortasında olup, kuruluşundan itibaren bir hayli mesken,
dükkân ve diğer binalar inşa edilerek bir kasaba hüviyetine
bürünmüş ve zaman geçtikçe büyümüştür. Düzce’nin kuzeyinde ve
Melen nehrinin orta tarafında, bir saat mesafede yerleşik Üskübü
kasabası bulunmakta, yeri itibariyle yüksek, havası pek güzel ve
suları dahi lezzetli ve pek iyidir. Adı geçen Üskübü (Konuralp),
bu tarihlerde 180 hane, aynı sayıda mağaza, dükkân ve
kahvehaneden ibaret idi. Bolu-Düzce yolunun Akça Şehir
(Akçakoca)’e kadar uzatılması kararlaştırıldıktan sonra
Üskübü’nün her bakımdan bayındırlık kazanacağı muhakkaktır.
Üskübü’yü Düzce’den ayıran Melen suyunun kuzey tarafında ve
Düzce’ye doğru uzanan ovadaki tarlalar nadas edilirken, zaman
zaman dörtgen ve sütun şeklinde resimli taşlar çıkması, adı
geçen ovada eski bir şehrin, bir medeniyet merkezinin varlığı
hakkındaki tarihî rivayeti doğrulamaktadır
|
|
|
|

foto:Taşoluk Tepesin'den Oğuz Obası-2005
KADİRGA'NIN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKIYORUM
|
|
Istanbul’dan
Bursa’daki kardeşim
Mustafa’yı Kadirga’da kar
varmış, gidelim mi diye
aradığımda Mayıs2007
başıydı. Hadi, sesi beni
nasıl sevindirdi bilseniz.
Sanki 45 yıl önce ölen
babamı görecektim. Arabasını
bakımdan alır almaz aradı.
Buluştuğumuzda doya doya,
tabi kardeşimi de
kucakladım.
Bana bir sürpriz
yaparak; önceden görmeme
karşın çok sevdiğim
Amasya’nın eşsiz
güzelliklerini yeniden
gezmemi sağlayarak beni bir
kez daha sevindirdi.
Fotograflamak; başka bir
gözlem yapmak, daha çabuk
öğrenmek demektir. Öyle
oldu. Tadı gözlerimizde
ayrıldık.
Karadeniz sahilini
katleden o meşhur çirkin
sahil yolundan ilerliyoruz.
Eksik açılmış olduğundan
gözümüz yolda. Karadeniz'in
sahilinin güzelliklerini
göremeyeceğiz ne yazık
ki.Yolları çabuk aşarak
Kadirga’ya varmak özleminden
garip davranıyorum. Bu
duygumu anladığı için
kardeşim muzipçe gülüyor.
Giresun / Eynesilden
çıkarken arabayı durdurarark,
bak bakalım nereyi
göreceksin dedi. İndik.
Biliyorum buradan köyümüz
Türkelli görünüyordu. Ama o
bir başka yeri görmemi
sağladı: Sisdağı. Oooo, ne
buuu?. Tepesi kar kaplı.
Gelin başı gibi. Hem
de küresel ısınmanın
yoğunlaştığı Dünya'da. Ama
sanırım bu bir dengesizlik
değil. Zamanı çok şaşmamış
çünkü. Yakında zaten erir.
Hemen üç ayağı açıp nikon
D70s e 70x300 ü taktım, ama
yetersizdi o uzaklığa. Gene
de -olmaz- çekeceğim.
Beşikdüzü
çocukluğumun bir parçası.
Yobol’da öğretmen evine
yerleştik. Beşikdüzü'ne
geçip hasret giderdik,
arkadaşları gördük. Trabzon
İli'nin en batısında
Beşikdüzü ilçemiz bulunuyor.
Köyümüze buradan gidiyoruz.
Eynesil'den de yol var.
Beldemizin Belediye Başkanını aradık.
www.turkelli.com
web sitemiz için beldemizden
fotograf çekeceğimizi ama en
çok Kadirga'ya gitmek
istediğimizi söyleyince, bir
soruşturdu ki yollar kardan
kapalı. Çok güzel demişim.
Yollar kapalı diyorum nesi
güzel dedi. Kar var ya,
güzel olan o, gerisi çok çok
yürürüz. Şaşırdı ama anladı
ve pekiyi dedi. Hazırlandık.
Bizi konuk saydı, birlikte
yola çıktık.Beşikdüzü'nden
Vakfıkebir'e
geçtik.Eksiklerimizi
tamamladık. Sahilden ayrılıp
Tonya yoluna girdik.
Bu yolda taş köprüler yaşamlarını sürdürüyorlardı. Bence daha da
sürdürecekler. Beton köprüler yapılınca artık yıpranmayacaklar ve
daha çok yaşayacaklar diye düşünebildim. |
| |
|
|
|
 |
 |
 |
|
Taş köprüler |
yaşıyorlar |
Sisdağı'na bakış |
|
 |
 |
 |
|
Kadirga Yaylası |
oğuz obası- çadırdüzü |
oruç bozan çeşmesi |
|
Yirmi dakika sonra ana yoldan saptık. Başkanın görevlendirdiği
dozerin, temizleme yaparak açtığı yola girdik. Bu Akise Obası yolu
idi. Gözüm dağda tepede. Bu doğa güzelliği karşısında duyargalarım
farklı açılıyorlar. Sürekli durarak fotograf çekmeyi düşünüyorum ama
bir an önce gidelim ki nerede arabadan ineceğiz anlayalım. Akise
Obası'nı geçtik. Anladık. Yolumuz kar dolu. Arabadan inip yürüyüş
hazırlığı yaptık. Kardeşim de fotograf makinesini aldı. Başkan
yanımıza oba bekçisini de kattı, yola girdik. Yokuş yukarı
yürüyeceğiz.
Bir
sevinç ki bende, anlatmak zor. Çocukuluğumda da yayla göçü ile böyle
yürümüştüm. 40-50 adım attım. Aaa o da ne? Nefes alamıyorum.
Darlandım, çatlayacağım. Çocuklar ben yürüyemiyorum dedim. Hemen
geriye döndüm, aşağı yürüyerek rahatlamaya çabalıyorum. Her sabah
jimnastik yapanda bu olmaz ama 1300m./ 1500m.ye yakın rakımda
olabilir diye düşünüyorum. Beş dakika sonra rahatladım, Oh be! Ve
yola koyuldum, sorunsuz yürüdüm.
Şimdi tek sorun bu görsel şölenin tadını çıkarmak ve
olabildiğince sabitlemek. Çam ağaçları azaldı. Kar birikintileri var
çukur yerlerde, yükseldikçe çoğalıyor. Soğuk ama yürüdüğüm için
kalın giysilerimi çıkardım. Kısa kollu giysilerimle rahatım. Buz
gibi sularından içiyoruz yaylanın. Bazı yerlerde kar üzerinde
yürüyoruz. Karşı tepelerde obalar görünüyor. Kar kaplı. Aaa
karşıdaki en uzak tepe Sis Dağı. İşte önceki gün sahilden gördüğümüz
o karlı tepenin tam arkasındayız şimdi.
Sürekli fotograf çekiyoruz. Ancak bulutlu bir hava, mavi gökyüzüne
hasret kalacağız gibi. Sis gelse bari o da yok. Gri bir dünya
görüyoruz şimdilik. Az ilerdeki tepe, Şarlı Obası'ndan gelen yol,
çocukluğumda bizim göç yolumuz idi. Erikbeli’ne 14km. uzaklıktayız
şimdi. O yol ile birleşecek yolumuz az sonra. İki saattir yürüyoruz.
Çelike Obası'nın
başına geldik. İşte sevgili,
KADİRGA YAYLAMIZ. Ama
ilerleyemiyoruz. Önümüzü,
yolumuzu rüzgarın, tipinin
savurduğu karlar doldurmuş.
Güneye bakan yüzündeyiz
tepenin. Çok fazla yığılmış,
geçemeyiz. Çok uzun yol
dolaşmamız gerektiğini
söylüyor bekçi, buradan
ileri gidemeyiz. Biz hemen
ellerimizi omuzlarımızı
boşalttık. Bekçinin verdiği
ekmeği ısırıyorum. Bir
yandan da çevremize
bakıyoruz. Kurda kuşa dikkat
ediyoruz. Ama her şeyi
bırakıp işimize dönüyoruz.
Böyle bir özlem olabilir mi?
Fotografını çekmek değil bu,
Kadirga'ya doymak için
bakmak bu.
İşte Zigana’dan gelinen yol
tarafında Taşoluk Tepesi,
2380m.den keyfiyle bakıyor
bize. Bir kaç bina duruyor
az ötede, sakin. Yazın
elektrik, su, wc. gibi
gereksinimler karşılanan,
bakkal, kasap, fırın,
lokanta, tuhafiyeci, kır
kahveleri hizmeti verilen
yer. Ama yazın gelenlerin
konaklama için kamp
malzemeleri getirmeleri
gereken bir yayla. İşte
Horon Düzü. Her yıl Temmuz
ayının üçüncü cuma günü
yapılan Otçu da, kemençe
çalan da horon oynayan da
yok bu hafta
işte. Kadirga'nın pazar yeri
boş.
Daha ilerde bizim obamız
Çadırdüzü,
sağda Evliya Tepesi. Daha
ne olsun? Ben ve Kadirga.
Kadirga'nın gözlerinin içine
bakıyorum.
Yüzlerce fotograf
çeksek yine doyuramaz
duygumu. Bekçinin uyarısı
ile son karalere
dokunuyoruz. Geç kalmışız.
Daha tehlikeli olurmuş.
Toplandık ama makinemi
üçayaktan ayırmıyorum
yinede. Beni sık sık
uyarıyorlar yetişmem için.
Dağların son işmarlarına
dalıyorum çünkü. Bir saatte
bekleyenlerin yanına
iniyoruz. Mangal keyfine biz
de katılıyoruz, nede
açıkmışız. Bu dağda ne
yersen ne içersen doymamış
hissi yaşarsın. Yine de
yemek istersin. Ayrıca tadı
başkadır, canına can katar.
Ayrılıyoruz sevgili dağlar,
akşam oldu.
Duyduk ki bir hafta sonra
erimiş bu dağların karı,
kavuşmuş sevenlerin yarı.
Türkelli Beldemize üç
gün ayırdık. Trabzon'umuzun
içinde, çocukluğumuza bir
göz atıp Sümela’ya,
Zigana’ya olan umutlarımızı
başka bir zamana
erteliyoruz. Dönüşte Dipsiz
Göl, Abant ve Mudurnu
fotografları ile gurbete
yeniden başlıyoruz.
Belediye Başkanımız
H.Hüseyin ALGAN'a teşekkür
ediyoruz.
İki duyuru ile
bitireyim:
1- Fotograflarımız
için:
www.turkelli.com www.tsanat.com
www.mustafasaglam.com
2- turkelli.com ikinci
yılını kutluyor.
27
Mayıs 2008 de OĞUZELİ TÜRKELLİ karma fotograf sergisi ile başlayan
üç sergi açıyoruz.Türkelli Beldesi / Beşikdüzü nüfusuna kayıtlı
olanların katıldığı ve Türkeli fotografları olan bir etkinlik bu.
Sergi
tarihleri için klikleyiniz.
FOTOGRAF SERGİSİ
Davetlisiniz...
Şakir SAĞLAM
|
|
 |
 |
bu keyif müthiş...
foto:Mustafa SAĞLAM |
|
|
|
|
 |
|
izmir
fotoalbum |
|
İzmir Arkeoloji Müzesi
izmir tarihi,
gerek tarihi bilgiler ve
gerekse arkeolojik kazilar
sonucuna göre M.Ö.3000
yillarina kadar
götürülebilmektedir. Prof.
Dr.Ekrem AKURGAL 'in 1959'li
yillardan bu yana aralikli
olarak Bayrakli sirtlarinda
sürdürdügü kazi çalismalari,
Bergama'da 1866-1878 yillari
arasinda Alman arkeologu Carl
Humman'in Zeus Altarini
bulmasi, Selçuk Artemis
Tapinaginin 1869'da Ingiliz
Wood tarafindan bulunmasi ve
1904'den bu yana da çesitli
araliklarla Avusturyali
arkeologlarin Efes Antik kenti
kazilari, Izmir tarihini gün
isigina çikarmaya yönelik
yapilan arastirmalara birkaç
örnektir. Ayrica Türkiye'nin çesitli
üniversitelerinden pek çok
arastirmaci, kentin tarihi
gelisimi ile ilgili
arastirmalarina halen devam
etmektedirler.
Izmir Arkeoloji Müzesi Izmir
adinin kaynagi ile ilgili
birçok efsane oldugu
bilinmektedir. Bilimsel
çalismalardan elde edilen
bilgilere göre Izmir sözü eski
iyon lehçesinde Smurne, Attika
(Atina çevresi) lehçesinde ise
Smyrna sekinde yaziliyordu.
Söz konusu Smyrna sözcügü
Yunanca olmayip, Ege
Bölgesindeki birçok yer adi
gibi Anadolu kökenlidir. M.Ö.2.binin
baslarina ait Kayseri'deki
Kültepe yerlesmesinden elde
edilen metinlerde Tismurna
diye bir yer adina
rastlanmaktadir. (Ti) eki
atilarak zamanla kantin ismi (Smurna)
seklinde telaffuz edilmistir.
Böylece kent büyük bir
olasilikla M.Ö.3.binin
baslarinda ya da en geç M.Ö.1800
siralarinda Smurna adi ile
aniliyordu. Türk döneminde ise
Kent'in ismi (Izmir) seklinde
kullanilmistir.
Izmir Arkeoloji Müzesi M.Ö.3000'li
yillarda Bati Anadolu büyük ve
zengin Truva uygarliginin
etkisi altindadir. Ege
kiyilarinda kurulan yerlesim
alanlari da genellikle
Truvalilarin etkisi altinda
gelismistir. Homeros'un
Ilyada'sinda (Ket)i olarak söz
ettigi Hititler, diger adiyla
Etiler Anadolu yaylasinda
etkin bir güç ve uygarlik
idiler. Truvalilar ile
Hititler müttefik olduklari
için Ege yerlesimlerinde
Hititlerin de büyük katkisi
olmustur. Hatta Bakirçay
yaylasinda Pitane (Çandarli)
ve benzeri yerlesimler
Hititlerce kurulmustur.
Amazonlar'in ise bölgede Karya
ve Lidyalilar arasinda kalan
bugünkü Yamanlar Dagi
yamaçlarina yerlestikleri ve
Aioller ile Iyonlar gelinceye
kadar da burada varliklarini
sürdürdükleri düsünülmektedir.
M.Ö.1000
yillarinda Dor istilasindan
kaçan Aioller ve Ionlar,
Yunanistan'dan gelerek Izmir
ve çevresine yerlestiler.Aiol
ve Ion yerlesmesi olarak
adlandirilan yerlesimlerden
önemli olanlarinin baslicalari
söyle siralanabilir: Bergama (Pergamon),
Manisa (Magnesia), Izmir (Smyrna),
Urla (Klazomenai), Kemalpasa (Nimphaion),
Çesme-Ildir (Erythrai),
Sigacik (Teos), Selçuk (Ephesus).
Izmir Arkeoloji Müzesi M.Ö.7.
yüzyillara kadar Izmir,
komsulari ve özellikle Lidya
ile yaptigi ticaret sayesinde
zenginlesti. Lidya ile olan
iyi komsuluk iliskileri,
Lidyalilarin Persler
tarafindan yenilgiye
ugratilmasina kadar sürmüstür.
Perslerin egemenligi Büyük
Iskender'in M.Ö.334'de
Anadolu'ya geçisi üzerine son
bulur. Hellenistik Dönemin
basladigi bu yillarda sehre ve
körfeze yeni bir yerlesim
kurulur. Kadifekale ve surlari
Hellenistik döneme ait olmakla
birlikte sonraki dönemlerde
bir çok onarim görmüstür.
Izmir
Arkeoloji Müzesi M.Ö.197
yilinda Bergama Krallig'ina
baglanan kent kisa bir süre
sonra Roma Imparatorlugu'nun
hakimiyetine geçer. Roma
dönemi M.Ö.27 ve M.S.324
yillari arasini kapsar. Roma
egemenligi, Izmir'i önemli bir
ticaret ve liman kentine
dönüstürür. Bati için Izmir,
Asya'nin merkezidir. Agora,
Akropol, Tiyatro, Stadyum,
Altinyol, bugüne kadar izleri
kalmayan kütüphaneler,
çesmeler bu dönemde
yapilmistir. Özellikle
Kadifekale'den Efes ve Sart'a
giden iki yol Roma dönemi
eseridir.
Roma
Imparatorlugunun ikiye
ayrilmasindan sonra M.S.324
yillarinda Izmir, Bizans
Imparatorluguna geçmis klasik,
Hellenistik, Roma ve Bizans
dönemlerinde özellikle Efes
önemli bir kültür ve dini
merkez durumundaydi. Bizans
döneminde Izmir'de önemli bir
ilerleme görülmemistir.
Izmir 440'ta Hun Imparatoru
Atilla'nin eline geçmisse de
bu hakimiyet kisa sürmüs ve
kent tekrar Bizanslilarin
eline geçmistir.
Asansör Izmir, Selçuklu
Türkleri tarafindan ilk defa,
Selçuklu Sultani Kutalmisoglu
Süleyman Sah tarafindan, 1076
yilinda fethedilmistir. Çaka
Bey döneminde, Urla ve Foca
ile SAkiz, Sisam ve Istanköy
adalari fethedilmistir. Çaka
Bey'in ölümünden sonra kent ve
çevresi 1098 yilinda tekrar
Bizanslilarin eline geçmistir.
Istanbul'un Haçlilar
tarafindan isgal edildigi
siralarda Izmir de
sovalyelerin eline geçmistir.
1320 yilinda Türk denizcisi
Umur Bey Izmir'i katolik
sovalyelerin elinden alarak
tekrar Türk topraklarina katti.
Beylikler
devrinde Izmir ve yakin
çevresinin bir bölümü
Aydinogullari Beyligi'nin, bir
bölümü Saruhanogullari
Beyligi'nin egemenligi
altindaydi. Bergama ve çevresi
Karasiogullari Beyligine
bagliydi. Izmir ve çevresi
1426 yilinda tamamen Osmanli
idaresine geçmistir.
Yali
Cami Izmir'i yüzyillardir
süsleyen Türk mimari eserleri:
Hisar Camii, Sadirvanalti
Camii, Hatuniye Camii, Konak
Yali Camii, Kemerlati Camii,
Kestane Pazari Camii, Izmir
Saat Kulesi, Kizlaragasi Hani,
Mirkelamoglu ve Çakaloglu
Hani, diger hanlar ve
bedesteni hamamlar, sebiller,
sadirvanlar, kus köskleri ve
çarsilar Osmanli barisi içinde
insa edilen Türk kültürünün
seçkin örnekleridir.
16. yüzyildan
itibaren Izmir'in tüm dünya
ticaretinde önemli bir yeri
vardi. Özellikle Osmanli
idaresinin Avrupaya sagladigi
kapitülasyonlar nedeniyle
yabanci ülkelerin
konsolosluklsrinda artislar
olmustur. Bu konsolosluklarin
ticari faliyetlerde
bulunduklari ve her birinin
kendi rihtimi oldugu yabanci
gemilerin iç imana degil
buralara demirledikleri
bilinmektedir.
Alsancak
Evleri Izmir körfezine giren
ve çikan gemileri kontrol
etmek için körfezin en dar
noktasina bir kale insa
edilmistir. 17. yüzyilin
ikinci yarisinda sehrin
ticaretinin gelismesine
katkida bulunmak amaciyla yeni
yapilar insa edilmistir.
Bunlar arasinda Gümrük Binasi,
ve 19. yüzyilda insa edilen
yeni rihtim binasi en önemli
örneklerdir. Kentte
ambalajlama, sigorta, borsa ve
bankacilik sektörü o yillarda
gelismistir.
Dario Moreno Sokagi Dünyada
demir yolu ulasiminin ilk
uygulandigi ülkelerden biri de
Türkiye'dir. Osmanli
Imparatorlugu döneminde
1856-1863 yillari arasinda
faaliyete geçen Izmir-Aydin ve
Izmir-Turgutlu demiyollari
Türkiye'deki ilk demiryolu
hatlaridir.
Birinci Dünya Savasi
sonrasinda Osmanli
Imparatorlugunun çöküsü
esnasinda 15 Mayis 1919'da
Izmir Yunanlilar tarafindan
isgal edilir. Kurtulus
mücadelelerinin verildigi o
yillarda Izmir büyük
tahribatlar yanginlar görmüs
büyük bir çöküntü yasamistir.
9 Eylül 1922'de büyük önder
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün
önderligindeki Türk ordusunun
Yunanlilari bertaraf etmesi
üzerine Izmir, genç Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin modern
bir kenti olma yoluna girmis
ve her geçen gün bu özelligini
gelistirmistir.
Kenthaber Kültür Kurulu
http://www.genbilim.com/
http://www.apikam.org.tr/
http://www.discoverturkey.com/yeni/muzeler.html

|
 |
|
SARDES
ANTİK KENTİ ve SALİHLİ 'den
ayrılamadım...
sardesfoto
salihlifoto
|
|
SARDES ANTİK KENTİ / SALİHLİ
SARDES M.Ö.VII.yüzyıldan itibaren
ismini Zeus’un oğlundan alan
Attalos Çayı Sardes’e altın
kırıntıları taşımış, bu M.S.I.yüzyıla
kadar sürmüştür. Lydialılar bu
altını değerlendirmişler, çeşitli
eşyaların yanı sıra ilk altın
parayı bastırmışlardır.Böylece de
Kral Alyattes M.Ö.600’de ilk altın
sikkeyi bastırmıştır. Onun
ardından da Kral Kezius (M.Ö.560-547)
saf altından sikke bastırarak
Sardes’in Antik çağda, bu konuda
önderliğini sürdürmüştür.
Herodotos,
Lydia’da üç ayrı kral ailesinin
peşpeşe yaşadığını ileri
sürmüştür. Bunlar Atyatlar,
heraklidler (Tylonidler) ve
Mermadlardır. M.Ö.2000’in ilk
yarısında yaşadıkları ileri
sürülen Atyatlar ile ilgili bilgi
çok sınırlıdır. Ayrıca bu
sülalenin Lydia’da yaşayıp
yaşamadıkları da tartışmalıdır.
Sardes kazıları yöredeki ilk
yerleşmenin Tunç çağı (M.Ö.3000-1200)
sonlarında başladığı ve küçük bir
köy özelliği taşıdığını
göstermiştir. Tunç çağının
sonlarına doğru burada yaşayanlar
yakarak gömmüşler, ağaç
dallarından, kamışlardan ve
balçıktan yapılmış yarım daire
planlı evlerde yaşamışlardır.
Bundan sonra Yunanistan ile
kültürel bağlar kurduklarını da
Sardes’in alt tabakalarındaki Geç
Hellas, Miken keramiklerinden
anlaşılmıştır. M.Ö.1200-900
yıllarına tarihlendirilen
Sardes’in boyalı, geometrik
üsluptaki keramikleri üzerindeki
bu etki çok açıkça kendisini
göstermiştir. Lydiadaki geç Hellas,
Miken ve Yunanistan’ın geometrik
keramiklerine Sardes’liler
güney-batı özelliklerini de
katmışlardır.M.Ö.900’lerde boyalı
geometrik üslubu uyguladıkları
gibi, onlara kırmızı üzerine siyah
bezemeyi de katmışlar, bu durum
Lidia’da Demirçağın arkeoloji
yönünden en önemli olayı olmuştur.
Sardes, Tunç çağının
sonlarına doğru Batı Anadolu ve
Akdeniz kentlerinde olduğu gibi
bir saldırıya uğrayarak yakılıp
yıkılmıştır. M.Ö.1200 yıllarında
Anadolu’ya kadar uzanan Tharak
göçünün bu yıkımda payı olduğu
düşünülürse de, başka bir iddiaya
göre Hitit Kralı IV.Tuthaliye’nin
bunda payı olmuştur.Ancak bu
yıkımda her iki topluluğun etkin
olduğunu gösteren kanıt
bulunmamaktadır. Ancak bu yıkımdan
sonra Lydia’nın başına geçen
Heraklid (Tylonid) ailesinin Thrak
kökenli olduğu tarihte belgelidir.
Manisa yakınındaki
Spylos Dağında, Kemalpaşa
yakınındaki Karabel kaya
kabartmaları da Hititlerin bu
yöreye geldiklerini
göstermektedir. Sardes’te yaşayan
Asias isimli bir topluluğun
Hititlere meydan okuduğu, bu
yüzden IV.Tuthaliya’nın buraları
yakıp yıktığı da akla uygun
gelmektedir. Heredot, M.Ö.1185’deki
Thrak göçünden hemen sonra,
Demirçağın başlarında hüküm süren
Heraklidlerin aralıksız 505 yıl
burada yaşadıklarını belirtmiştir.
M.Ö.V.yüzyıl Lydia tarihçisi
Xanthos’un bilgilerini yansıtan
M.S.I.yüzyılda yaşamış olan
Damascus’lu Nicolaos’un yazdıkları
ise efsane olarak kalmıştır.
Heraklidlerin M.Ö.1185-680
yıllarında egemen oldukları, Kral
Gyges’den itibaren Sardeis’e bu
ismin verildiğini de Onlardan
öğrenmekteyiz.
Mermandların sonuncu
kralı olan Kroisos zamanında
Sardeis, zenginliğin, kültürel
gelişimin doruğuna erişmiştir. M.Ö.VI.yüzyılda
Sardeis Batı Anadolu’nun sanat ve
kültür merkezi konumundaydı. Bunu
Lydia’nın doğal zenginlikleri,
özellikle altın madenleri de
pekiştiriyordu. Kroisos’un
krallığının ilk yılları barış ve
diğer ülkelerle uyum içerisinde
geçmiş ancak, yüzyılın ortalarına
doğru doğuda Pers tehlikesi baş
göstermiştir. Bunun üzerine
Kroisos M.Ö.547’de Kappadokia
bölgesine sefere çıkmıştır.
Kızılırmağı geçtikten sonra
Perslerle karşılaşmıştır. Savaş
Sardeis’e yakın bir yerde
Persler’e yenilmiş ve Sardeis
askeri ile halkı akropole
çekilmiştir. Sardeis’in Pers
hükümdarı Kyros’un eline
geçmesiyle M.Ö547’de Pers
egemenliğini tanımak zorunda
kalmıştır.
Akropol
Sardies Ovasına hakim, sarp ve
ulaşılması güç olan Akropol kenti
bir çok saldırıdan kurtarmıştır.
Teraslar halinde yükselen tepede
Arkaik döneme ait kalıntılara
rastlanmıştır. Burayı çepeçevre
saran surlar Lydialılar tarafından
yapılmıştır.
M.Ö.V-VII.yüzyıla tarihlenen bu
surlar arasında M.Ö.223-187
yıllarında, III.Antiochos’un
yaptırdığı tahkimat parçaları ile
Perslerin bir başka savunma
kalıntıları ile de
karşılaşılmıştır. Ancak tepenin
güneyinde Bizans’lıların yapmış
oldukları duvarların büyük bir
bölümü görülmektedir.Bunlar Lydia,
Yunan ve Roma dönemine ait
kalıntıların yardımıyla
yapılmışlardır. Nitekim tepenin
orta terasında yapılan kazılarda
M.S.V-VII. Yüzyıllara, Bizans
dönemine tarihlendirilen evler
ortaya çıkmıştır. Tepenin
altındaki küçük çukurların
içerisindeki Lydia ve Yunan kap
kacağı ise kalenin M.Ö.VII.yüzyıldaki
varlığını kanıtlamaktadır.
Gymnasium
Sardeis’in Roma döneminde yapılmış
anıtsal yapılarından Gymnasium,
Anadolu’daki benzerleri arasında
en büyük ölçüde yapılmış olanıdır.
Sardeis Gymnasium’unun yapımına
M.S.II.yüzyılda Severius
Simplicinius’un emri ile
başlanmış, ikiyüz yılı aşkın
çalışmadan sonra M.S.IV.yüzyılda
tamamlanmıştır. Yapının bulunduğu
yerde Geç Helenistik dönemde
yapılmış bazı yapılar, Roma
döneminde de bir nekropol
bulunuyordu. M.S.17’de büyük bir
deprem tüm bu yapıları yıkmıştır.
Gymnasium üç ayrı bölümden
oluşmuştur. İlk bölümde; üstü
örtülü olan bölüm, 8x12
ölçülerindeki hamam, ikici
bölümde; hamam kısmına açılan,
törenlerin yapıldığı mermer avlu.
Ayrıca bu avlu 15x33
boyutlarındaki iki katlı sütun
sıraları ile görkemli hale
getirilmiş, büyük bir portal de
bunu tamamlamıştır. Üçüncü bölüm
ise; Doğudaki 80 m2’lik bir alanı
kapsayan Palaestra (antrenman
alanı) ile kuzey ve güney duvarına
bitişik, birbirlerine simetrik iki
holden oluşmaktadır. Özellikle
buradaki sütunlar Erken Bizans
üslubu başlıkları ile dikkat
çekmektedir. Sardeis’de 1962’de
yapılan çalışmalarda Palostranın
güneyinde, mermerli caddenin
kuzeyinde M.S.III.yüzyıla ait bir
sinagog daha çıkarılmıştır.
Bu yapının ilk defa M.S.17
depreminde yıkılan Gymnasion’un
bir bölümü olarak sonradan
yapıldığı anlaşılmaktadır. Burada
ele geçen İbranice bir yazıttan
İmparator Licinius Valerianus’un
ismi geçmektedir. Arkeoloji
kazılarında ele geçen yazıttan,
döşeme ve mimari parçaları da
yapının M.S.IV.yüzyılda
kullanılmış olduğunu
göstermektedir.
Artemis Tapınağı
Artemis
Tapınağı’nın yapımını ilk defa
Lydia Kralı Kroisos kum taşından
bir sunak olarak
başlatmıştır.Bunun ardından M.Ö.330
yılına doğru asıl tapınak
yapılmasına girişilmiş, ancak
tamamlanamamıştır. Helenistik
dönemde Zeus ve Artemis’in
isimleri kullanılmış, Roma
döneminde ise tapınağın batı
bölümü Artemis, doğu bölümü de
Antoninus Pius’a (M.S.138-161)
adanmıştır. Roma döneminde pseuda-dipteras
plan düzeni uygulanan yapı, İon
üslubundaydı. Hıristiyanlık’tan
sonra tahrip edilmiş, yapı taşları
başka yapılarda kullanılmıştır.
Hıristiyan’ların egemen olduğu
dönemde ise tapınağın güney-doğu
köşesine doğal bir platform
üzerine küçük bir kilise
yapılmıştır.
M.S.17’de Sardeis’i tamamıyle
yıkan deprem, tapınağa da çok
zarar vermiştir. M.S.II.yüzyılın
ortalarına doğru Antonius Pius ve
karısı Faustina tapınağı onarmış,
içerisine imparatorların dini
törenlerinde kullanılmak üzere iki
bölüm yapılmıştır. Buraya normal
bir insan boyunun dört katı
heykeller konulmuştur. Bunlardan
doğu yönündeki heykel İmparator
Antonius Pius’u, batı yönündeki de
eşi Faustina’yı temsil ediyordu.
Faustina heykelinin başı bugün
British Museum’dadır.
Tapınağın batısındaki duvarın
içerisinde bir yazıttan da
tanrıçanın, Mnesimades isimli
birine gayrimenkul karşılığı borç
para verdiği yazılıdır. Buradan da
tapınağın dinsel törenler dışında
banka görevi yaptığı da
öğrenilmektedir.
Tapınak, Doğu Roma İmparatoru
Büyük Konstantinius’un (324-337)
Hıristiyanlığı kabul edişine kadar
ve ondan bir süre sonra daha
önemini korumuştur. İmparator
Julianus (361-363) tarafından
yenilenmiş ancak, İmparator II.Thedosius’un
(404-450) çıkardığı paganlığa
karşı yasalardan sonra tamamen
terkedilmiştir.
Tapınağın
güney-doğu köşesindeki Küçük
Bizans Kilisesi M.S.V.yüzyılda
yapılmıştır. Yarım yuvarlak
apsisli, tek nefli bir yapıya daha
geç devirlerde bazı ekler
yapılmıştır. Bu arada V.yüzyılın
sonu ile VI.yüzyılın başında
yapının uzunluğu boyunca bir bölüm
eklenmiştir.
Artemis Tapınağı ile kilise
arasında mimari hiçbir bağlantı
bulunmamaktadır. VII.yüzyıldaki
bir deprem her iki yapıyı da
yıkmıştır. Amerikan Arkeoloji
gurubunun 1910’da başlattığı
kazılardan sonra tapınak tümüyle
ortaya çıkarılmış, 1961’de de
kilise onarılmıştır.
Kilise, Hamam, Mahkeme Binası ve
Evler
Sardeis yolunun
karşısında bir kilise kalıntısı
dikkat çekmektedir. İmparator
Justinianus (527-565) bu yapıyı
kentin başlıca kilisesi olarak
yaptırmıştır. Günümüze çok harap
gelebilen kilisenin yalnızca dört
büyük desteği ayaktadır. Ayrıca
sart çayı’na paralel, yol bıyunca
iki Bizans kilisesi kalıntısı
bulunmaktadır. IV.yüzyıla
tarihlenen bu yapıların yapım
tarihleri bilinmemektedir. Bununla
birlikte laskarisler (1204-1282)
dönemindeki bsilikanın üzerine
kısmen kalıntıları görülebilen
bugünkü kilise yapılmıştır.
Kilisenin
300 m.
kuzey-batısındaki bağlar arasında
da mahkeme binası olarak
tanımlanan bir kalıntı
bulunmaktadır. Yan duvarlara ait
bazı parçalar ile doğu ve batı
yönündeki temel kalıntıları
dikkati çekmektedir.
Surlar dışında, kentin doğu
ucunda, ana yolun yakınında
bulunan hamamın M.S.II.yüzyıla ait
olduğu sanılmaktadır. Roma ve
Bizans dönemlerinde de kullanılan
yapı, yakınındaki çayın getirdiği
birikintilerle neredeyse tamamen
çamur içerisinde kalmıştır. Bunun
yanı sıra V.yüzyıla ait olduğu
sanılan havuz kalıntıları görülen
kırmızı tuğladan, bir başka hamam
kalıntısı daha bulunmuştur.
Sardes’e yeni yapılmış karayolunun
güneyinde VI.yüzyıla ait büyük bir
ev kalıntısı ortaya çıkarılmıştır.
Kalıntılardan anlaşıldığına göre
iki katlı, 30x25 m. ölçüsündeki bu
evin yıkıntıları arasında bazı
dinsel eşyalarla da
karşılaşılmıştır. Bu kalıntının
biraz ilerisinde alanda ise
çanak-çömlek parçalarının
bulunduğu geniş bir alan vardır.
Burasının M.Ö.700-200 yıllarına
ait, önce Lydialıların sonra da
Helenistik Sardeslilerin
kullandıkları bir Pazar yeri
olduğu düşünülmektedir.
Mezarlar
Sart Çayı’na doğru eğimli arazi
üzerinde M.S.IV.V.yüzyıllara ait
bir mezar odası bulunmuştur. Duvar
freskleri Manisa Müzesi’ne
götürülmüş olan anıtın
bezemelerindeki tavus kuşları ile
benzerleri Anadolu’da çok sık
rastlanan bir geleneği işaret
etmektedir.
Bu mezar anıtın biraz ilerisinde
de Piramit Mezarı diye
isimlendirilen ve M.Ö.VII.yüzyıla
tarihlenen bir başka mezar anıtı
ile de karşılaşılmıştır. Bugün
yalnızca temel kalıntıları ile
bazı mimari parçaları sağlam
kalmıştır.
Bu anıtların yanı sıra Sart
Çayı’nın karşı kıyısındaki tepede
de çok sayıda Lydia kaya mezarları
bulunmaktadır.
Bintepe
Akropolün kuzeyindeki Gigia
Gölü’nün (Marmara Gölü)
güneyindeki alanda sayıları 90’a
ulaşan tümülüsler görülmektedir.
Bunlar Lydia kralları ile krallığa
hizmet veren, devlet önde
gelenlerinin mezarlarıdır. Bu
tümülüslerden en önemlileri 1852
ve 1962 yıllarında araştırılmış
olan Kral Alyattes ile Gyges’e ait
oldukları ileri sürülen
mezarlardır. Oldukça iyi durumda
olan ve içerisinde taştan mezar
odaları olan tümülüsler, çok eski
yıllarda soyulmuşlardır.
Kenthaber Kültür Kurulu
 |
 |
|
efes,
aynı diğer antik yerler gibi... yıllarca soyulmuş...yazık bize!
fotoalbum |
|
LİMAN HAMAMLARI
İzmir ili Selçuk ilçesi, Ephesos
antik kentinde Liman ile Gymnasion
arasında Liman Hamamı
bulunmaktadır. Hamam MS.II.
yüzyılda yapılmış ve İmparator II.Constantinus
(337-361) zamanında onarılmıştır.
Ephesos’un en büyük yapılarından
biri olan hamam kuzey-güney
yönünde, 160x170 m. ölçüsünde ve
28 m. yüksekliğindedir. Roma
dönemi hamamlarında olduğu gibi
doğusunda yapının bütününü
kapsayan uzun bir salona yer
verilmiştir. Bunun ortasında
frigidarium (sıcaklık), iki
yanında da soyunma odaları
bulunmaktadır. Frigidariumun
ortasında 30 m. uzunluğunda elips
şeklinde büyük bir havuz vardır.
Bu bölüm duvarlara dayalı olarak
11 m. yüksekliğinde pembe ve gri
granit sütunlarla çepeçevre
kuşatılmıştır. Sütunların
başlıkları mermerden kompozit
üsluptadır. Bunlar tuğladan
yapılmış tonozlu çatıyı
taşımaktadır. Soyunma yerleri
büyük blok taşlardan yapılmış
olup, oldukça kalın payelerle
birbirlerinden ayrılmıştır. Her
bölümün içerisine geniş nişler
yerleştirilmiştir. Kazılarda
rastlanılan heykellerin bu nişlere
yerleştirildiği anlaşılmaktadır.
Hamamın sıcaklığı olan calderium
frigidariumun batısında geniş ve
yüksek bir salon görünümündedir.
ARKADİANA ( Liman Caddesi )
Efes’teki harebeleri gezmek için
hamamların karşısında bulunan ve
limana kadar uzanan mermer döşeli
görkemli bir caddeye çıkılır.Bu
caddeye çıkarken izlenen yolun
sonunda ,çok az kalıntıları mevcut
olan ve MS. 2 yy.’a tarihlenen
Tiyatro Gymnasium’ u yer alır.Sağ
tarafta ise Liman Gymnasium’u ve
hamamı görülür.Limandan tiyatroya
kadar uzanan cadde,gerçekte
hellenistik dönemde yapılmış
olmakla beraber,İmparator
Arkadianus tarafından
onartıldığından onun adını
izafeten " Arkadiane " olarak
bilinir.11 metre genişliğinde 350
metre uzunluğunda olan görkemli
caddenin iki yanında yer alan
mermer sütunlar bugün de
ayaktadır.Bu cadde aşağıda
limana,gerçekten sanat abidesi bir
kapı ile açılır.Yan taraflarda ise
dükkanlar sıralıdır.Dükkanların
altında su yolu ortaya
çıkarılmıştır.
Şehrin sularının kesilmesi
durumunda bu su yollarından geçen
kaynak sularının devreye girdiği
anlaşılmaktadır.Tümüyle mermer
döşeli olan Arkadiane’nin zemin
döşemesi altında limana kadar
uzanan bir kanalizasyon
vardır.Şehrin en önemli caddesi
olan bu cadde daha çok
törenlerin,şenliklerin ve önemli
geçitlerin yapıldığı bir caddedir.Karalların
karşılandığı bir çok önemli
gösterinin ve dini törenin
yapıldığı bu cadde aynı zamanda
limana gelen ve giden tüm mal ve
servetin aktığı yol olduğundan "
Liman Caddesi " olarak anılır.Kral
Yolu’da denilen bu caddenin bu
denli çeşitli isimlerle anılması
önemli bir cadde olduğunu
göstermektedir.
TİYATRO GYMNASIUMU
Arkadiane’nin sağ tarafında yer
alan MS.2 yy.’a tarihlenen Tiyatro
Gymnasium’undan günümüze çok az
kalıntı gelebilmiştir.Planlı bir
yapı olan eserde atletizm
oyunlarının yapıldığı bilinmekte
ve yarışmaların yapıldığı bir avlu
ve bu avluyu çevreleyen portiko
halen gözlenebilmektedir.
TİYATRO
Efes Harabeleri’nin en güzel
yapılarından biri olan tiyatro
oldukça sağlam kalmış ve
restorasyonlarlabugün de Efes
Festivali gibi şenliklerde
rahatlıkla kullanılmaktadır.Bu
güzel ve 25.000 kişi kapasiteli
büyük bir tiyatronun kuzey
batısında 2 ionik sütunlu
hellenistik bir çeşme
yerleştirilmiştir.Tiyatronun ilk
kez hellenistik dönemde yapıldığı
bilinmekte ise de bugüne gelen
tiyatronun İmparator Cladius
zamanında yeniden inşaasına
başlatıldığı,İmparator Trianus
(98-117) döneminde tamamlandığı
bilinmektedir.Tiyatronun ön
kısmında oldukça sağlam ve iri
taşlardan yapılmış soyunma yerleri
belirgin şekilde görülmektedir.Bu
mekanlar günümüzde " Efes
Festivali " için sanatçıların
soyunma yerleri olarak
kullanımaktadır.İlk döneminde 3
katlı olan tiyatro her biri 22’şer
basamaklı üç bölümden oluşur.Sahne
binası 18 metre
yüksekliğindedir.MS. 54 yıllarında
St.Paul ’un bu tiyatrodan Efes’e
seslendiği ve büyük tepkiyle
karşılandığı rivayet edilir.25X40
ebatlarındaki sahnenin arka
duvarları son derece süslü ve
nişler içinde heykellerin
bulunduğu bir görünüm
taşımaktadır.Akustiğin çok iyi
olduğu tiyatroda,sahnenin
görünmesini sağlamak açısından
tribün çok dik inşaa edilmiştir.
TİCARET AGORASI
Tiyatronun karşısında yer aşlan
ünlü ticaret agorası giriş
kapıları ve agora alanını
çevreleyen sutünları ile dikkat
çeker.Esas yapı hellenistik
olmakla beraber,bugün kalıntıları
görülen Agora,İmparator Agustus
döneminde yenilenmiştir.Dört
tarafı stoa ile çevrili olan Agora
2 katlı,çift kolonlu ve dorik
üslupludur.
MERMER CADDE
Efes’in güneydoğusunda bulunan
Magnesia kapısından kuzeybatıda
Koresos kapısına kadar uzanan
yaklaşık 400 metrelik mermer cadde
MS.5. yy.’da yeniden
yapılmıştır.Altından geçen
kanalizasyon sistemi denize kadar
uzanır.Caddenin batı kanalı
İmparator Neron tarafından ( MS.
54-68 ) yılları arasında
yapılmıştır.Cadde seviyesinde
yüksekte bulunan portikoya tivcari
agoranın iki katı açılır.Mermer
Caddesi ile Celsus Kütüphanesi
arasındaki açık alanda
Auditorium’un bulunduğu,burada
konuşmaların yapılıp,şiirler
okunarak söylevler verildiği
bilinmektedir.
CELSUS KİTAPLIĞI
Agora’nın güney yanında yer alan
Celsus Kitaplığı,MS.135 yıllarında
Asya Konsülü Julius Celsus
Halemaeanus adına oğlu Julius
Agiula tarafından Romalı Mimar
Vitruoya’ya
yaptırılmıştır.60.92x16.72 metre
ebatlarındaki dıştan iki katlı
içten 15 metre yüksekliğinde tek
bir salondan oluşur.Salonu
çevreleyen 3 katlı galerilerden
duvarlara serpiştirilmiş
pencerelerden ışık süzülür,arka
duvardaki bir kapıdan Celsus’un
mezarına geçilir.Celsus’un burada
bulunan heykeli bugün İstanbul
Arkeoloji Müzesi’nde
sergilenmektedir.
Roma Mimarı özelliklerini tümüyle
yansıtan yapının ön cephesinin
dekorasyonu devrin en güzel
örnekleri arasında yer alır.Ön
cephe kolonları arasında yer alan
4 kadın heykeli " Akıl ", " Kader
",İlim " ve " Erdem " öğelerini
sembolize eder.Bu heykellerin
orijinalleri bugün Viyana
Müzesi’nde bulunmaktadır.Parşömen
ruloların,kitaplıkta nemden
etkilenmemesi için iki tarafı
tuğladan örülmüş kapalı raflarda
korundukları belirlenmiştir.Bu
kitaplık kendi döneminde dünyanın
sayılı bilim adamı ve düşünürünün
yetişmesine aracı olmuştur.
AŞK EVİ
Mermer Cadddeden yukarı doğru
çıkıldığında Kuretler Caddesi ile
kesişen noktada " Aşk Evi "
bulunur.Mermer yolda mermer
üzerine kazılmış sol ayak ve bir
kadın başı görülür.Bu dünyanın ilk
reklam panosu olarak
değerlendirilmektedir.Az ileride
kadın bulunabileceğini haber
vermektedir.MS. 1 yy.’la
tarihlenen bu ilginç ev,ana bir
hol ve bu hole açılan bir çok
odadan oluşmaktadır.Eşk Evi’nde
bulunan mozaik kız portrelerinin
bu evde çalışan kızlara ait olduğu
sanılmaktadır.
SKOLASTİKA HAMAMI
İzmir ili Selçuk ilçesi, Ephesos
antik kentinde, Kuretler
Caddesi’nin kuzeyinde, Traian
Çeşmesi ile Hadrianus Mabedi
arasında yer almaktadır. Efes’teki
yapıların en büyüklerinden biri
olan bu hamam üç katlı olarak
yapılmıştır. Skolastikia Hamamı
MS. I. yüzyılda yapılmış ve IV.
Yüzyılın sonuna kadar çeşitli
dönemlerde onarılmıştır.
Roma İmparatorluk döneminde
hamamların kendine özgü kuralları
vardı. Bunlardan zengin ve yoksul
tüm şehir halkı yararlanırdı.
Fakirlerden ücret alınmaz,
zenginler ise daha çok öğleden
sonra hizmetkârları ile birlikte
hamamlara gider ve burada uzun
süre kalırlardı. Roma hamamlarında
önce apoditerium
(soyunmalık)denilen bölümde
soyunulur, sudotoriumda terlenir,
calderiumda da yıkanılırdı.
Yıkanmadan sonra da tepidariumda
diğer kişilerle sohbet edilir,
siyaset yapılırdı. Son olarak da
frigidarium denilen soğuk havuza
girilirdi.
Skolastikia Hamamı’nın iki ayrı
girişi vardır. Bunlardan bir
tanesi Kuretler Caddesi’nde,
diğeri de doğudaki sokak
içerisindendir. Bunlardan her iki
kapı da apoditeriuma açılırdı. Son
derece büyük ölçüdeki bu salonun
içerisinde de nişler bulunuyordu.
Bu nişlerden biri içerisinde MS.
IV. yüzyılda hamamı son kez
onartan Christian Skolastika’nın
heykeli bulunmuştur.
Apoditeriumun batısında
frigidarium bulunmaktadır. Bunun
ortasında elips planlı soğuk su
havuzu vardır. Apoditeriumun
kuzeyindeki kemerli bir kapıdan
hamamın ılıklığı olan tepidariuma
geçilmektedir. Bu bölümün
duvarlarında ve zemininin altında
sıcak hava dolaşımını sağlayan
künklere yer verilmiştir. Bu
bölümün doğu duvarı kenarında
rastlanan renkli küçük
mermerlerden mozaik parçası
hamamın orijinal tabanının
mozaiklerle kaplı olduğuna işaret
etmektedir. MS. IV. yüzyılda
yapılan onarım sırasında bunun
üzerine mermer kaplamalar
yerleştirilmiştir. Tepidariumdan
küçük ve dar bir kapı ile
calderiuma girilir. Günümüze iyi
bir durumda gelmiş olan bu bölümün
duvarları çeşitli dönemlerde
yapılmış mermer ve tuğla
levhalarla kaplanmıştır. Ayrıca
zemine de pişmiş topraktan sıcak
havayı dolaştıran kanallar
yapılmıştır. Sıcak havanın
sağlandığı külhan (hippocaus) bu
bölümün batısında bulunmaktadır.
HADRİYAN TAPINAĞI
Kuretler Caddesinde en güzel
yapılardan birisi de Hadrian
Tapınağı’dır.Bu tapınağın geriye
cephe alanlığı kalmamıştır.Tapınak
Korint üsluplu olup,girişte ortada
iki yuvarlak sütun ile yanlarda
dikdörtgen birer paye yer
almaktadır.Alınlıktaki temel
üzerinde " Hadrian " adı zafer
tanrıçası " Tyche " kabartması
görülür.
YAMAÇ EVLER
Celsus Kütüphanesi’nden Kuretler
Caddesine dönüşte sağ tarafta
Bülbül Dağı’nın yamaçlarında
Efes’li zenginlerin ikamet
ettikleri belirtilen evler
vardır.Yakın dönemde restore
edilerek orijinal durumlarına
biraz daha yaklaşanbu evler geniş
merdivenlerle caddeye dikey olarak
açılmakta,duvarlarında fresk ve
mozaiklerle süslü mermer
kaplamalar bulunmaktadır.
TRAİAN ÇEŞMESİ
Hadrian Tapınağı’nı geçtikten
sonra biraz ileride solda Trainan
Çeşmesi yer alır.Çeşme 5.20x11.09
metre ebadındadır.İmparator
Trainan’ın o zamanki dönemde
kolosal heykelinin iki kat boyunca
yükseldiği ve altından suların
aktığı havuz çeşmenin önünde yer
alır.Bu iki katlı çeşmenin
katlarını süsleyen heykellerden
bazıları bugün Efes Müzesi’nde
sergilenmektedir.Çeşme MS.11
yy.’da yapılmıştır.
DOMİTİAN TAPINAĞI
Traian Çeşmesi’nin karşısında
Domitian Tapınağı bulunur.MS.1
yy.’da Efes’liler ilk kez Roma
İmparatoru Domitia adına bir
tapınak dikmişler ve bununla da
Roma ile iyi ilişkiler geliştirmek
istemişler.Domitian Heykeli bugün
İzmir Arkeoloji Müzesi’nde
tapınağın giriş altarı ise Efes
Müzesi’nde sergilenmektedir.50X10
metre ölçülerindeki tapınağın
önünde sunak bulunmaktadır.
DEVLET AGORASI
Sütunların süslendiği Kuret
Caddesi’nde ilerlenerek iki
Herakles kabartmasınında yer
aldığı zafer takından Devlet
Agorası denen alana
ulaşırız.160x73 metre
boyutlarındaki Devlet Agorası’nın
altında eski çağlara ait
kalıntılarda bulunmuştur.MS.
1yy.’da devlet kontrolünde
ticaretin yapıldığı dini ve resmi
törenlerin düzenlendiği agoranın
yanında dört basamakla çıkılan yer
Efes’in ticaret borsası gibi bir
işlevi olan bazilikasıdır.Bazilika
165 metre uzunluğunda olup MS. 1
yy.’da Romalılarca
yapılmıştır.Doğu kısmında ise
Bizans Dönemi’nde yapıldığı
sanılan Stoa’sı bulunmaktadır.
BELEDİYE SARAYI
Efes’in kutsal mekanı sayılan
Meclis Sarayı’nın sağ tarafında
Hestia Sunağı bulunmaktadır.Bu
sunakta sürekli olarak bir kutsal
ateş yakıldığı belirlenmiştir.İki
Efes Artemis’ininde Belediye
Sarayı’nda bulunmuş olması buranın
dini açıdan da son derece önemli
bir mekan olduğunun kanıtı olarak
kabul edilmektedir.
ODEON
MS. 2.YY.’da Efes’li zenginlerden
Vedius Antonius tarafından
yaptırılan Odeon’un zamanında
üstünün ahşap kaplama olduğu kabul
edilmektedir.Yaklaşık 1450 oturma
yerine sahip olan Odeon resmi
toplantıların yapıldığı bir yer
olmakla beraber konserlerinde
verildiği bir bölümdü.Odeon’un
karşısında Cadde üzerinde bulunan
su deposu Odeon’un önündeki
bazilikanın ileri ucunda da Vedius
Hamamları bulunur.Belediye
Sarayı’nın olduğu alandan
Domitianus Meydanı’nın doğusundaki
binalardan sonra güneyinde Pollio
Çeşmesi görülür.Abidevi kemerli
çeşme MS. 93 yıllarında Pollio
adına inşaa ettirilmiştir.Burada
bulunan heykeller bugün Efes
Müzesi Salonları’nda
sergilenmektedir.Meryem Ana’ya
giden asfalt yolun üzerinde
Magnesia kapısı görülür.Mermer
Caddenin bu kapıya kadar geldiği
bilinmektedir.Efes Harabeleri bu
noktada sona erer.
MERYEM ANA EVİ
İzmir ili Selçuk ilçesine 9
km. uzaklıkta, 420 m.
yükseklikteki Bülbül Dağı üzerinde
bulunan Meryem Ana Kilisesi ve Evi
Hıristiyan inancına göre kutsal
sayılmaktadır. Panaya Kapulu
olarak isimlendirilen bu yere Hz.
İsa’nın ölümünden sonra Aziz Jean
tarafından Hz. Meryem’in
getirildiğine inanılmıştır. Bu
olaydan 431 yıl sonra düzenlenen
konsil tutanaklarında da bu konuya
geniş yer verilmiştir.
Buna tutanaklara göre; Aziz Jean
Hz. Meryem’i burada hazırlattığı
eve götürmüştür. Clement Brentano
1878’de Meryem Ana’nın hayatı ile
ilgili incelemeler yaparken bu evi
de araştırmıştır. Bunun ardından
İzmir Koleji Müdürü Lazarist ve
rahip Eugene Poulin Brentano’nun
yazdıklarının doğruluk derecesini
araştırmışlardır. Bu nedenle de
Efes’in güneyindeki dağlarda uzun
süre dolaşmışlar ve sonunda bugün
Meryem Ana Evi olarak bilinen
Panaya Kapulu’daki evi
bulmuşlardır. Bulunan ev Katherina
Emmeric (1774–1824) ve Clement
Brentano’nun söylediklerine aynen
uyuyordu. Bundan sonra toplanan
Hıristiyan din adamları Hz.
İsa’nın ölümünden sonra Hz.
Meryem’in Panaya Kapulu’da
yaşadığı görüşünü
benimsemişlerdir. Monsenyör Timoni
1892’de burada dini bir tören
yapılmasına izin vermiştir.
Katolik Kilisesi bu konu üzerinde
önceleri çekimser kalmış ve Papa
23.Johannes 1961 yılında bu
tartışmalara son vererek burasını
bir haç yeri olarak ilan etmiştir.
Günümüzde Ephesos Magnesia
kapısından Bülbül Dağı’na uzanan
yol Panaya Kapulu’ya gelmektedir.
Buradaki küçük bir meydanda evin
yanında yuvarlak sarnıç, tepenin
çevresinde kemerli duvarlar
görülmektedir. Ayrıca burada
yapılan kazılarda da pişmiş
topraktan iki lahit ve bazı mezar
hediyeleri ile karşılaşılmıştır.
Hıristiyanların kutsal olarak
nitelendirdiği suyun bulunduğu
sarnıcın yanındaki yolun sonunda
haç planlı, üzeri küçük kubbe ile
örtülmüş bir kilise bulunmaktadır.
Moloz taş ve tuğladan yapılmış
olan bu kilise VII.-VIII. yüzyılda
yapılmıştır. Meryem Ana Evi’nin
kutsal haç yeri ilan edilmesinden
sonra buradaki Meryem Ana Evi’nin
kalıntıları üzerine küçük bir
şapel yapılmıştır. Eski yapı ile
sonradan yapılan şapelin
duvarlarının birbirinden ayrılması
için her ikisi arasına kırmızı
renkte boya ile bir çizgi
çekilmiştir. İki tarafında nişler
bulunan kemerli bir girişten sonra
tonozlu bir sahanlığa
gelinmektedir. Buradaki apsiste
Hz. Meryem’in heykeli
bulunmaktadır. Bu heykelin XIX.
yüzyılda buraya konulduğu
sanılmaktadır. Bunun önünde gri
renkli taban mermerlerinden
ayrılan bölümün ocak olduğu
saptanmıştır. Nitekim burada
yapılan kazılarda MS. I. yüzyıla
tarihlendirilen ev temellerinin
kalıntıları ile kömür parçaları
bulunmuştur. Bu bölümün
güneyindeki küçük odanın doğusunda
bir niş bulunmaktadır. Bu odada
Müslümanlar tarafından namaz
kılınmaktadır. Duvarlarında
Kuran’da ismi geçen Meryem Ana ile
ilgili surelere yer verilmiştir.
Bazı araştırmacılar tarafından bu
odanın Meryem Ana’ya ait yatak
odası olduğu iddia edilmiştir.
Bu şapeli Papa VI.Paulus 1967’de
Papa II.Johannes Paulus 1979’da
ziyaret etmişlerdir.
İSA BEY CAMİSİ
İzmir ili Selçuk ilçesinde,
Ayasuluk Kalesi ile St. John
Kilisesi’nin bulunduğu tepenin
batı yamacında olan bu cami, kapı
üzerindeki kitabesinden
öğrenildiğine göre h.776 (1375)
tarihinde Aydınoğlu İsa Bey
tarafından yaptırılmıştır. Mimarı
Ali Bin Müşeymeş ed-Dımışki’dir.
Aydınoğlu İsa Bey’in vakfiyesi
günümüze gelemediğinden bu cami
ile ilgili bilgiler eski
gezginlerin yazdıklarından
öğrenilmektedir. Evliya Çelebi bu
yapıdan söz ederken kitabesini de
kaydetmiştir.
Kitabe:
“Rahman ve Rahim olan Allah'ın
adıyla bu mübarek caminin inşa
edilmesini büyük sultan, Millet
fertlerinin maliki, İslam’ın ve
Müslümanların sultanı, Devletin,
dinin ve dünyanın medarı iftiharı
Aydınoğlu Mehmet oğlu İsa emretti.
Tanrı mülkünü ebedi kılsın. Ali
İbni Dımışki yaptı ve bunu Şevval
ayının 9'unda ve 776 (1375)
senesinde yazdı”.
Cami Selçuk’un (Ayasuluk) Osmanlı
yönetimine girmesinden sonra
önemini yitirmiş ve cami de kendi
haline terk edilmiştir. Zamanla
harap olan bu yapı XIX. yüzyılın
sonlarında çok bakımsız duruma
gelmiştir. XIX. yüzyılın
sonlarında bir süre kervansaray
olarak kullanılmış, bu sırada da
yapıda bir takım değişiklikler
meydana gelmiştir. Örneğin; güney
duvarındaki mihrap sökülmüş ve
yerine bir kapı açılmıştır. XIX.
yüzyılın sonlarında kırılan,
parçalanan mihrabın üst kısmı
İzmir Kestanepazarı Camisi’ne
götürülmüş ve oradaki mihrabın
üzerine yerleştirilmiştir. Mihrap
üzerindeki kitabe frizi de yine
İzmir’e götürülmüştür. Ayrıca
kuzey ve doğu yönlerindeki
kapılardan kitabeler başta olmak
üzere mimari parçaları da
yerlerinden sökülmüştür. Bu
kapıların kitabelerin XIX.
yüzyılın sonlarında İzmir’e
götürüldüğü kaynaklardan
öğrenilmektedir. Yalnızca doğu
kapısındaki kitabe Çorapkapı
Camisi’nin mihrabı üzerine, kuzey
kapısı üzerindeki kitabe de
Kestanepazarı Camisi’nin son
cemaat yerindeki pencere üzerine
yerleştirilmiştir.
İsa Bey Camisi Avusturya Arkeoloji
Enstitüsü’nün Efes’te yaptığı kazı
çalışmaları sırasında G.Niemann
1895’te bu yapıyı da incelemiş ve
küçük çapta da olsa düzenleme
çalışmaları yapılmıştır. Sonraki
yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı ve
İzmir Vakıflar Müdürlüğü 1934
yılında ortaklaşa bir restorasyon
çalışması yapmıştır. 1988 yılında
ise Vakıflar Genel Müdürlüğü
yapıyı bir kez daha restore etmiş
ve düzenlemiştir.
Yapının bulunduğu alanın bir
yamaçta olması, kuzey ve doğu
cephelerini büyük ölçüde
etkilemiştir. Bu nedenle de kuzey
ve doğu cephelerinde çok az sayıda
pencere açılmıştır. Ancak yapının
anıtsal görünümü düz bir arazide
bulunan güney ve batı cephelerinde
açıkça görülmektedir. Batı
cephesinde diğer cephelerdeki
kesme taş, kireç taşı ve devşirme
malzeme uygulanmamış, bütün yüzey
düzgün devşirme bloklarla
kaplanmıştır. Bezeme yönünden de
bu cephe diğerlerinden daha farklı
görünümdedir.
Cami enine gelişen iki nefli bir
ibadet mekânı ile buna kuzey
yönünde eklenen revaklı bir
avludan meydana gelmiştir. Batı
cephesinde cami ile avlu
duvarlarının birleştiği noktada
anıtsal bir giriş kapısı
bulunmaktadır. Kapının iki
yanında, zemin kısmında sıra
halinde nişler görülmektedir.
Günümüzde camekânla kapatılan bu
nişlerin aslında aptes alma
muslukları olarak kullanıldıkları
sanılmaktadır. Bu nişlerin
üzerinde bulunan pencereler iki
sıra halinde tüm cepheyi
kaplamaktadır. Böylece yapıya, alt
sırada nişler, üst sırada da
pencerelerle cephe üçlü bir
görünüm verilmiştir. Buradan iki
yandaki merdivenlerle çıkılan
mermerden bir taç kapı yer
almaktadır. Bunun üzerine de
günümüzde şerefeden yukarısı
yıkılmış olan minare
yerleştirilmiştir. Doğu kapısının
üzerinde de bu minarenin bir
benzerine yer verilmiştir. Ancak
bu minare günümüze ulaşamamış,
XVII. Yüzyıldaki gravürlerde de
görülmemektedir.
Giriş kapısından dikdörtgen
planlı, ortasında sekizgen bir
havuz olan avluya girilmektedir.
Avlunun üç yönden revakla
kuşatıldığı günümüze gelebilen
izlerden anlaşılmaktadır. Antik
yapılardan buraya getirilmiş 12
sütun bu bölümün revaklarla
kuşatıldığının kanıtıdır. Geniş
kemerlerle birbirine bağlanan bu
sütunlar ve duvarlardaki
konsollar, tuğla kemer izleri,
revaklarının üzerinin örtülü
olduğunu da göstermektedir.
Caminin ibadet mekânı 18.00x48.00
m. ölçüsünde dikdörtgen planlı
olup, ortasındaki sekizer metre
aralıklarla dizilmiş dört granit
sütunla iki eşit sahna
ayrılmıştır. Bunlar mihrap yönünde
dik bir sahınla (transept)
kesilmiş ve ortaya çıkan birbirine
eşit iki mekân yan yana 9.00 m.
çapında yüksek kasnaklı birer
kubbe ile örtülmüştür. Sekizgen
kasnaklı olan bu kubbelerden
birincisine Türk üçgenleri ile
diğerine de pandantiflerle
geçilmiştir. Buradaki büyük
sütunların antik limanın yanındaki
hamamdan getirildiği
sanılmaktadır. Bu kubbelerin
dışında kalan bölümler çift
meyilli çatılarla örtülmüştür.
İsa Bey Camisi Aydınoğulları
dönemini yansıtan mimarisinin yanı
sıra bezemeleri ile de dikkati
çekmektedir. Batı cephesindeki
pencere ve giriş kapısı üzerinde
zengin ve renkli taş bezemelerle
karşılaşılmaktadır. Ayrıca
pencerelerde geçme örnekleri ile
düğümlü geçmeler birlikte
kullanılmıştır. İbadet mekânında
mihrap önü kubbesi mozaik çini
tekniğinde yapılmış pandantifleri
firuze, kahverengi ve koyu mavi
renkte çinilerle kaplanmıştır. Bu
çinilerin arasına tuğlaların
yardımı ile altı köşeli yıldızlar
ve altıgenlerden meydana gelen
geometrik bir bezeme meydana
getirilmiştir.
AYASULUK KALESİ
İzmir ili Selçuk ilçesinde St.
Jean Bazilikası ve İsa Bey
Camisi’nin bulunduğu Ayasuluk
Tepesi’nde bulunan kale VII.-VIII.
yüzyıllarda Arap akınlarının
yörede etkili olması üzerine
Bizanslılar zamanında yapılmış ve
şehir koruma altına alınmıştır. Bu
nedenle de St.Jean Kilisesi’nin
bulunduğu alanın çevresi 20 kule
ve onları birbirine bağlayan
surlarla çevrilmiştir. Selçuklular
ve Osmanlılar da bu kaleyi onarmış
ve daha güçlendirerek
kullanmışlardır.
Kesme taş ve moloz taştan yapılan
kale ve surların Ephesos antik
kentine yönelik bir de görkemli
bir kapısı bulunmaktadır. Bu
kapıdan içerisine girilen
kilisenin duvarlarında ise Troia
kahramanlarından Achileus’un
yaşamı ile ilgili bir friz
bulunuyordu ki bu friz günümüzde
Abbey Galeri’sinde bulunmaktadır.
Kapıdan sonraki Atrium 34.70x47.00
m. ölçüsünde olup, arazi konumu
buradaki duvarların yükseltilmesi
ile giderilmiştir.
Kalenin anıtsal giriş kapısı
dışında biri güneyde, diğeri de
batıda olmak üzere iki giriş
kapısı daha bulunuyordu. Kalenin
ana giriş kapısı yöredeki Roma
yapılarından alınmış taşlarla
yapılmıştır. Surlar on beş burçla
sağlamlaştırılmış olup, günümüzde
büyük bir bölümü restore
edilmiştir.
Kenthaber Kültür
Kurulu
 |
|
|
|
|
|
|