|
Şakir Bey, Merhaba,
Bir gazete çıkarıyoruz. 15
Ağustostan itibaren deneme yayını
yapacak. 1 Eylülde tam tekmili
birden yayın hayatına geçecek olan
gazetimizin adı karalahana.
http://www.karalahana.net
olacak... Tabi ki karalahana.com
ve pek çok Karadeniz sitesinin
desteğini alacak...
2008 de siteye asılan güzel
yazıları toplayarak aylık dergi ya
da haftalık gazete olarak ayrıca
matbu yayınlamak istiyorum.
Site/Gazete menüsü
şöyle olacak:
Karadeniz
Türkiye
Dünya
Kültür
Sanat
Tarih
Teknoloji
Halkbilim
İnternet
Spor
------
editörden
+ English (İngilizce)
+ Lazca + rumca +
Hemşince (? yazacak çıakrsa tabii)
------
Kadroda ciddi ve süpriz isimlerde olacak. Forum vs.
ciddiyeti bozan şeyler olmayacak,
oraları için lahana makaleler için
karalahana sitesi zaten duruyor.
Site haber+ yorum+ röportaj
ağırlıklı olacak. Bir Laz ile
röportaj
yapılmış sa hem Lazca hem de
Türkçe olarak yayınlanacak. Aynı
şekilde Amerikalı muhatapsa
ingilizce + Türkçe, Yunanlıysa
Yunanca+ türkçe
yeni karalahana gazete için Sizinleröportaj yapmak, çalışmalarınızı
bizim camiaya da tanıtmak istiyorum.
Sorular
1. 2001 yılında T-sanat adıyla
üzerine resim yaptığınız tualin
formunu özelleştirdiniz.
Resimlerinizin içeriği ve yaşamı
ne yönde değişim sürecini
yaşıyor? Tsanat bir son mu, hala
kararsızca kendi yolunuzu mu
arıyorsunuz, yoksa bilinçli olarak
tercih ettiğiniz bu durum
süreklilik arzedecek mi?
1-
Resim düzlemindeki değişimlere
azıcık değinmek gerek. Rönesans
Tünya'nın önemli dönemeci. O
dönemden bu güne resim düzlemi çok
değişik biçimlerde sunuldu.
Dörtgenle başladı. İkili tual
(diptik), üçlü tual (tripdik)
denendi. Altın oran günümüze
uzadı. Dikdörtgen, üçgen, elips,
daire, yamuk uygulandı.
Ben de, yaşamımda bunca T
olunca resim düzlemi olarak, T yi
seçtim. Harflerin arasında, resim
düzlemine en uygun olanı da T. İki
tuali alt alta, yan yana koyunca
zaten T oluyor. Rastlantının da
payını katmalı. Sanatta rastlantı
önemli yer tutar, sezgi ve
birikimler gibi. Süreç beni bu
noktaya taşıdı.
T RESİMLERİ süreci, T
formu ile sürüyor. T yi noterde
onaylattım. Tsanat da bu günlerde
tescil edilmek üzere. T sanat
benim kişisel keyfim. T formu
bundan sonra değişmeyecek. T
yaşayacak. Ancak resimlerimin
içeriğinde değişim olur mu, bunu
bilemem. Çünkü, çalışmalarımdaki
hedeflerim, doğaçlamanın yaratım
anındaki etkisi, duyargalarım,
yaşama felsefem gibi nedenlere
bağlı olduğundan şimdiden bilemem
diyorum. Bu nedenlerde değişiklik
olursa resmim de değişir. Sürece
bağlı. Ama şimdi bilinçli olarak
seçimim şöyle: Figüratif
çalışıyorum. Renkçi ve anlatımcı
tavrım sürüyor. Yaşamdan aldığım
gerçekçi elemanlarla uğraşıyorum.
2. Türkelli'nin,
Trabzon'un ve Türkiye'nin T
lerinin kendi içlerinde farklılık
ve özellikleri var mı?
2.
Tüm T ler farklı anları yaşadılar: Türkelli’de yaşananlar
çocukluğumdu. BEN oluştu.
'Ben'deki özü yaratan yer Türkelli.
Canıma can katan suyunu, o dağlar
verdi. Kanımı canlandıran
meyveler, lahana, mısır; çimenine
uzandığım, oynadığım topraklar
Türkelli'de. İlk öğretmenlerimle,
Türkelli İlkokulu'nda karşılaştım.
Birlikte taş taşıdım sevgi dolu
insanlarıyla. Kemençeler eşliğinde
su yollarında çalıştık
dayılarımla, bibilerimle. Fideler
dikip aşı yapmayı Türkelli'de
öğrendim. Sığırlarını otlattım,
buzağısını doğurttum. Kaval yapıp
çaldığım imeceler Türkelli'deydi.
Arkadaşlarımla çimdim
derelerinde. Çok sevdiğim teyze
çocuklarımla burada kavga ettim.
Beş yaşında keseri elime burada
tutturdu Ustam babam. Sis Dağı
Yaylası'na, Kadirga Yaylası'na
buradan yürüdüm otçularla. Okumamı
sağlayan, ısırgan otu
Türkelli'deki evimizin önündeydi.
Babamın ölümünü bu köyde yaşadım.
İlk isyanlarımın görünmeyen
bayrağı bu topraklarda yükseldi.
Burada aşık oldum…
Trabzon’da yaşanan
gençliğimdi, hasretliklerimdi.
Beni yaşama hazırladı ve yaşama
karıştım.
Türkiye’de ki
ise yaşam kavgamın alanı.
Her birinin
özelliği, yaşanmışlıkları farklı,
ama içerikleri aynı. “BEN” i
biriktirdiler. Ben şimdi T lerle
yürüyorum. Ellerim, gözlerim,
pusulam T lerim. Benden Tünya’ya
bir damla T taşıyorlar.
3. Eserleriniz de Trabzon'a özgü
figürlere rastlıyoruz, müzik ve
mimarimizle kendimize özgün bir
çizgiye sahip olan bizlerin resim
sanatında ileride bir Trabzon
okulu hayal edebilir miyiz?
3.
Sizin de özgün düşünceleriniz var.
Haklısınız, müzik ve mimaride
Trabzon okulu bana göre de
oluşmuş. Dünya üzerinde bu alanda
söz sahibi durumda. Ama resim
denince durum farklıdır. Ressam
yaratımda tek başınadır. Trabzon
kökenli bunca ressam olmasına
karşın, -Tünya’da da böyledir -
sanat anlayışları, biçemleri,
yaşam içindeki duruşları
farklıdır. Doğaldır ki; diğer
ressamlardan ayrılırlar. Bu
farklılıkları ile kabul edip,
Trabzon’un/Karadeniz’in bütününü
oluşturabilirlerse/k dediğiniz
olabilir.
Müzemizi de
-gerçekleştirerek- Tünya kültürü
ile tek tek yerine Trabzon olarak
kucaklaştırabiliriz. Trabzon’daki
müzelere ek olarak yeni müze
projesi hazır, bildiğimce. Şu anda
Istanbul’da kişisel müzelerini
oluşturan iki Trabzonlu var.
Süleyman Saim TEKCAN; İmoga ve
Sunay AKIN; Oyuncak Müzesi.
Ankara’da da Mustafa AYAZ. Yuvadan
uçanlar durmadan deviniyorlar. Bu
durum, söylediğiniz gerçeğe çok
yakın.
4. Geçmişte ya da şimdi
etkilendiğiniz ya da örnek
aldığınız sanatçılar var mı?
4-Bu hep merak
edilir.
Doğru bir meraktır. Sanatçı
adaylarının dayandığı, örnek
aldığı, damarından aktığı,
kopyalar yaptığı sanatçılar
vardır. Bu bir usta-çırak
yöntemidir.
Sanatçı olgunluğunda/olunduğunda
azalacaktır.
Paul
GAUGUIN
kırkına gelmiş ünlü
biri, diyor ki : Ben hala
ustalardan kopya yaparım.
Demek ki; Usta olmak yetmez,
yaşamda kendini günceleyebilmek
önemli.
Benim
de çok sevdiğim ve aynı zamanda
damarından can aldığımı rahatlıkla
söyleyebileceğim elbette çok
sayıda sanatçı var. Türkiye’den
Neşet GÜNAL’ın gerçekçiliği beni
hep çekmiştir. Fikret Mualla SAYGI
(1903 –
1967) lirik doğaçlamaları ve
bağımsız kişiliği ile saygımı
kazanmıştır.
Yurt dışından
da Paul GAUGUIN
( 1848-1903
)
arayışları, maceraları ile
bunlardan biridir. Ama Vincent Van
GOGH (
1853-1890 )
her zaman ustamdır.
5. Çocuklara ve gençlere resim
eğitimi ve resmi sevdirmeyi
amaçlayan kitaplar yazdınız. Sanat
eğitimi konusunda aile ve okulun
üzerine düşen görevi yerine
getirdiğine, ebeveynlerin doğru
bilince sahip olduğunu düşünüyor
musunuz?
5.
17 yaşımda sınıf öğretmenliğine
başladığım yıl, aralık ayında
Istanbul’a resim okulu sınavına
gittim. 17 yaşında olduğumdan
devlet bana maaş vermedi. Baba
yok. Para yok. 17 yaşında İstanbul
yollarına düşüyorum. İnsanın
yüreği bir aşkın peşinden koşmaya
başlarsa ve o aşk içtense, hep
sürer. Çok aşkı olan biriyim. Bu
hep böyle oldu. Sanat benim ilk
aşkım, çocuklar ikincisi. Çamurla
oynarken başka mutluyum, taşla
başka mutlu. Kaval çalarken
keyiften uçarım, ahşapla
çalışırken kendimden geçerim.
Özel mülkiyet tutkum asla yoktur.
Bu nedenle SANAT beni mutlu eder,
ben de çocukları mutlu etmeye
bayılırım. Resim sevdirme sorunu
burada ortaya çıkar. Mutluluktur
bir yanı. Ama öteki yanı da
çocuğun yaşamıdır, yaşama
hazırlanışıdır. Yarının insanıdır
söz konusu olan.
Sanat pahalı bir meslek
ve para getirmeyen bir alan.
Türkiye insanını aç ve işsiz
bırakınca, sanattan uzak
tutarsınız kolayca. Buradaki
sorun sanattır, aç bırakmak değil.
Yaşamında sanata yer verenler -
yoksul zengin fark etmez - mutlu
insanlardır. İnsanımızın mutlu
olmaya hakkı vardır. Hatta
mutluluğa layık insanlardır. Bu
anlamda çocuklar resim yapmalıdır.
Benimle resme başlayan çocuklar,
hem resimden keyif alırlar hem
sürekli resim yapan birey olurlar.
Bu nasıl olmaktadır? Bu benim aşk
halimden ileri gelir. O küçük
ressamlar da bunu kesinlikle
anlarlar.
Sanat eğitimi konu
olunca kesin şeyler
söyleyebilirim. Çocuklarımızı,
büyüyen insanlarımızı sanat ve
kültürden uzak tutmak için
çabalıyor okullarımız ve program
yapanlarımız. 12 Eylülde 4000 e
yakın öğretmen işten atıldı.
İşkenceden geçirilenler sayısız.
Bu ne anlama geliyor, bilinmekte.
Yerine alınanlar bilgisiz, suskun
ve yetersiz. Kendine güveni ve
merakı yok ettiler. Okumayan ve
araştırmayan öğretmen tercih
edildi. Anne baba ise aciz ve
şaşkın. Bu devlet tavrı yani.
Çocuklarımız ne yapsın? Geriye
kişisel sorumlulukları ile bu
engeli aşmaları kalıyor.
Hem anne babanın kişisel sorumluluğu, hem çocukların, hem de
öğretmenlerin.
6. “Çocuk resimlerini okuma” adı
altında verdiğiniz konferansları
açar mısınız?
6.
Üniversitelerin öğretmen
yetiştiren fakültelerine ÇOCUK RERSİMLERİNİ OKUMA adında bir
kürsü öneriyorum, sizin
desteğinizle. Bu alanı şimdilik
uzman psikolog doktorlar
dolduruyorlar. Küçük ressamlarım,
resim yaparken doğaldırlar.
Doğallıkları, öykünme ve öğrenme
ile değişmeye başladığı 10/12
yaşlarına değin sürer. Bu yaşlara
dek yaptığı resimleri okuyarak,
çocuğun psikolojisini
anlayabiliyoruz. Duyamayan, renk
görme sıkıntıları olan, kas
zayıflıkları bulunan, psikolojik
farklılıklar yaşayan, altını
ıslatan çocukları bu çalışmları
sırasında anlayabiliyoruz. Bu
gelişimler erken bilinse çocuk
sağlıklı gelişir. Çocukları
sağlıklı olan toplumları
istemeyen caniler var.
Bu alanda okul ve
sendikalarda genç anne – babalara,
özellikle sınıf öğretmenlerine
konferanslar veriyorum. Çocuk
resimleri üzerinde, örnek resimler
üzerinde tartışıyoruz. Bu çalışma
sırasında koyduğum bir sınır var.
Çocuk resimlerinde okuduğum bir
sorun olursa bunu açıklıyor,
gerisini anne-babalar ile
uzmanlara bırakıyorum. Ben sorunu
dile getiriyorum ama çözecek olan
uzmanlar. Bu sınırı geçmiyorum.
Yaklaşık onbeş yazdır,
Gönen Kemal TÜRKLER Eğitim ve
Tatil Sitesinde tatile gelenlerin
çocuklarıyla yüzme ve resim
çalışıyorum. Açtığımız resim
sergisindeki çocukları, bir
saatlik bir konferansla anne
babalara anlatıyorum.
Bunu bir TV kanalı
yapamaz mı? Gereksiz saydığım
bunca program yayınlıyorlar, böyle
bir program yapılabilir. Beş on
çocuk resim yapar ve üzerinde
konuşuruz. O/9 yaş arasındaki
çocuk resimlerinin, yaş yaş
gelişimini anlatırız.
7. Trabzon
doğumlusunuz. İstanbul'da
Karadenizli olmak özelde
Karadenizli bir sanatçı olmak
günlük hayatınızı nasıl etkiliyor
?
7- Karadenizli birey olmak güzel. Çünkü; hemşerilerim beni seviyorlar.
Hiçbir zaman rahatsızlıklarını görmedim. Az sayıda olsa da özel işliğime
konuk oluyorlar. Kemençe/kaval çalar, türküler söyleriz. Çok hoşnut
olduğum söyleşilerini paylaşıyorlar. Dobra dobradırlar.
Saygılıdırlar.
Benim yönümden
bakıldığında şunları
söyleyebilirim: Karadenizli
olmaktan gelen bir ayrıcalığım
olsun istemedim. Böyle bir havam
yoktur. Özellikle, Karadenizli
olduğumu göstermek gibi bir
davranışım yoktur. Karadenizli
olmaktan keyifliyim, gurur
duyarım. Karadenizlileri de
Tünya’nın tüm insanlarını da
severim. Tüm kültürlerle bağım ve
saygım sürer. Çünkü, ben
Tünya’lıyım, aynı zamanda.
Örneğin Martıspor’da
ilk profesyonel lisansla ama
amatör basketbol oynadım. Sonra
Trabzonspor lisansıyla oynadım
birkaç yıl. Oyıllarda, yurdumuzu
korumaya gelen Amerika’lı
askerlerle karşılaşmaktan
şaşkındım. Boztepe Nato Üssünde
basketbol oynamak için
gittiğimizde siyah dev gibi
adamların yanında küçük kalmıştık.
Basketbol oynamaktan neredeyse
vazgeçiyordum. Biz bilmiyorduk o
askerlerin Trabzon’a niye
geldiklerini, sonra öğrendik.
Yani işte ben Trabzonspor’da
basketbol oynadım falan, bunun
havası değildir Karadenizlilik.
Asıl Karadenizlilik, Amerikan
askerlerinin benim yurdumda,
güzelim Trabzon’umda hele de
Boztepe’mde ne yaptıklarını , ne
için geldiklerini öğrenmektir.
Ancak Karadenizli
olarak, Karadeniz Kültürünü karadenizin
bir köyündeki yaşadığı doğallığı
ile Istanbul’da sürdürme arsındaki
sıkışmışlık bir zorluktur.
Kentteyiz ama kentleşememişiz. Ya
da kentleşmemiz gerekli midir?
Kentte yaşamanın gereklerini
anlamak, içselleştirerek özünü
yitirmeden çağa uymak ne anlama
gelmektedir? Daha bir çok soruyu
aşmamız gerekiyor.
Ama sanatçı olmak bir serüven. Sanatın birikimi,
üretimi, sunulması ve tüketimi gerçekten bir serüven. Son yılların maddi
yıkımı köylüleri, işçileri, küçük esnafı ve ulusal burjuvaziyi
nasıl etkilemişse, sanat insanlarını da etkilemiştir. Sanat, bireysel
üretilerek topluma sunulur. Bireysel tüketilir. Bu bireysel özelliği
nedeniyle Karadeniz insanını sanattan uzak tutmayı başardılar.
Müzelerimizin ve müzeleri gezenlerin sayısı bunu kanıtlıyor. Bu anlamda
yoksullaşıyoruz. Sanat insanının kişisel ve toplumsal zenginleşmesi
yaratıcılığını olumlu etkiler. Elbette kendisi, yurdu ve sanat adına
gereklidir. Bu güzellik yaşama yayılır. Bu böyle olmalıdır. Bu olumluluğu,
etkileşimin güzelleşmesini bekliyorum. Olumsuzlukların kısa ve geçici
olması dileğimdir.
Bir şeyi de söylemeden
geçemeyeceğim: Sanat ürünü, toprak
ve su satılamaz. Tünya’nın ortak
malıdır çünkü.
8. Karadeniz ve
Karadenizli denilince aklınıza gelen olumlu , olumsuz düşünceler neler?
8.
Karadeniz denilince aklıma gelen o kadar güzellikler var ki, neresinden
başlasam…
- İnsanı dosttur, dert
ortağıdır.
-
Yoksul ağırlar, imece ortağıdır.
- Tarlasında bağında, el ele tutar
horonunda kadını erkeği.Ortaklaşa
çözer sorunlarını.
- Doğanın dostudur,
hayvanlarla baş başadır.
- Zekidir. Dağında,
denizinde sıkıntılarında pratik
çözümler üretir.
- Çağdaş insanlardır.
Bilime uzak tutulmuşlardır
yıllarca ama gene de çocuklarını
okullara vermişlerdir.
- Barış içinde
yaşamayı seven insanlardır.
Yıllarca farklı bölge insanları
olarak, farklı din ve ırklarla bir
arada yaşamışlardır. Dünür
olmuşlardır. Horona durmuşlardır
birlikte. Folklorik ortaklıkları
vardır. Yıllarca ayrı kültürle ama
bir arada yaşama, paylaşma başarısını
gösterebilmişlerdir.
- Sanatsever olmaları
insan olma yanlarını da açıklar.
İnsan olmak sanata yakın olmaktır.
Güzelliklere yakın olmaktır.
Yalnızca Trabzon’dan 90a yakın
ressam çıkarmışlardır…
Ama güzelliklerin
arasında çirkinliklerin olması da
doğaldır. Kötü niyetli,
planlı olmayanları zaman içinde
yumuşayarak elenir. Ancak, politik
çıkarlar hedeflenerek, kurgularına alet edenlerce bu
çirkinlikler yaratılmaktadır. Bu
çirkinliklerde vatandaşı değil,
yönlendirenleri ve bir kaç rol
alanı görürüz. Nedir
çirkinlikler desek ve bunları
azıcık dile getirsek:
- Karadeniz sahil yolu
bir çirkinliktir. Bunca sanat
insanı var. Bu sanat insanları
Karadeniz sahil yolunun yanlış
olduğunu söyleyip, doğru
olanı da önermişlerdir. Buna
karşın çirkinlik
Karadeniz sahilini, tanjant yol da
Trabzon'un içini kaplamış ve
bizleri de bu çirkinlikleri
kullanmak zorunda bırakmışlardır.
Sanatı, sanat insanlarını
umursamayanlar, tarihte insanlık
suçu işleyenlerdir. Olmamasını
diliyoruz.
- Trabzon limanının satışı bir
çirkinliktir. Özelleştirmelerin global bir oyun olduğunu artık herkes
görüyor.
- Trabzonspor
başkanlığına politik birinin ve
hele dayatılarak seçilmesi bir
çirkinliktir. Ne ilginç ama,
futbol adına acaba dünyanın
neresinde miting düzenlenmiştir ?
- Trabzon’da işlenen
politik cinayetler bir
çirkinliktir. Bir arada yaşamak,
yaşamı, sevinçleri paylaşma
varken.
- Karadeniz insanını
birbirine düşman edecek politik
zorbalıklar, linç girişimleri
bir çirkinliktir.
İşte bir kaçı. Ben
inanıyorum ki Karadeniz insanı ve
dünya insanlığı tüm çirkinlikleri
aşarak, tüm güzelliklerin
yaşanabildiği dünyayı
kuracaklardır.
9. Resmin yerini
tutabilecek ikinci bir tutkunuz
var mı?
9.
Bu ölçüyü bilemem, derecesini de
bilmiyorum. Ama olağan üstü keyif
alarak çalıştığım şu becerilerim
var: 40 yıldır fotograf
çekiyorum, öğrenciliğimde
harçlığımı çıkarırdım. Mobilya ve
tabela ustasıyım, soğuk demir
işlerim, taş işçiliğini bilirim.
Dilli kaval çalarım. Tabi
mobilya tabela, soğuk demir ve
taş işçiliğini artık yapmıyorum.
Bu birikimlerimle,
şimdi RESİM-FOTOGRAF-HEYKEL ve
ŞİİR üretiyorum. Duyargalarım
farklı yönleri algıladıkça o
alanlara yöneliyorum. Bu günlerde
fotograf öne çıkıyor. Örneğin, bu
kış Zonguldak, Yenice, Safranbolu
ve Ilgaz’a fotograf gezileri
yaptım. Mayıs 2007 de ise
Karadeniz’e yöneldim. Çocukluğumun
yaylası KADİRGA YAYLASI’nda kar
fotografları çekmeye gittim. Sis
Dağı’nı uzaktan görüntüleyebildim,
gelin gibiydi.
Üzerine şiir yazılmaz mı
Kadırga’nın, Türkelli’ nin ?
oy türkelli
oy türkelli dediğim
beşikdüzü köyüdür
çay ile trabzon’a
fındığın türkiye’ye
söylenen türküsüdür
sis dağı gelinidir
kadirga uzun aşkı
tünya’ya kemençeden
açılan bir öyküdür
açılan bir öyküdür
Karadeniz’den
döner dönmez 4-5 tane yayla resimleri yaptım. ( Bu gezileri benimle
paylaşan, fotograf çekerek
güzellikler üreten kardeşim
Mustafa’ya öperek, sevgilerimi
yolluyorum.)
En kısa zamanda bir
fotograf sergisi projem var.
10. Ayıca eklemek
istediğiniz bir konu var mı?
10.
Yaşam çok geniş. Sanat
onu güzelleştiriyor. Herkesi sanat ağacının bir dalından, yaprağından
tutunmaya çağırıyorum.
Size de
çok teşekkür ederek başarılar
diliyorum. GÜZELLİKLE…
Dostluk ve kardeşlikle... Özhan
ÖZTÜRK

|