|
|
|
Röportaj : Zekeriya SAKA
Bu söyleşiyi, kıyı 196. sayıda
okuyabilirsiniz.
kiyidergisi@gmail.com
|
 |
|
Zekeriya SAKA 'nın imza gününde (Ankara AKM), Şakir
SAĞLAM ile söyleşinin iskeletini oluşturuyorlar. |
Aykırılıklardan Güzelliklere
Yol Bulan Sanatçı:
-Sevgili Şakir, bu söyleşi,
alışılmışın dışında, biz bize; içten bir söyleşi olsun istiyorum ve aklıma
gelen, bana göre olduğu kadar, sanat çevrelerince de ilginç olması gereken
“Tresimleri”ni konuşarak söyleşimize başlayalım, diyorum.
Evet, ülken Türkiye, ilin
Trabzon, köyün Türkelli ve kızın Toprak; Dört “T”nin sarmalındasın. Bu
dört "T" "dünya" sözcüğünü bile "tünya" şekline dönüştürdü sende. Ancak,
gerek seni, gerekse kızını sarmalına alan ilk üç “T” olmalı. “T
resimleri”nin genel sanatın içindeki yerinden, bu resimlerin genel resim
sanatı içindeki algılanma ayrıcalığından ve sanat çevrelerindeki
etkisinden söz eder misin?
- Zekeriya'cığım, Söyleşi
yapma düşünceni öğrenince mutluluk duydum. Değer bilirliğin duygulandırdı
beni. Kendimden söz etmenin sıkıntısı ile zorlanacağım. Ama nelerin
üstesinden gelmedik ki…
Türkelli'de
doğmuşum ya, yıllardır T'sinden haberim yoktu. (Bak hemen karşımıza T
çıktı.) Niye yoktu? Ailemin kültürel yapısı ve uygulanan eğitim sistemi.
Pat diye neden böyle başladığımı da söylemeliyim. Köyüm Türkelli'yi de,
ortaokulu okuduğum Beşikdüzü'nü de, öğretmen okulunuokuduğum Trabzon'u da
çok seviyorum. İşte buralardaki kültür, doğa ve çok değer verdiğim insanın
farkına varmayalım, uzak kalalım diye bu eğitimlerden geçirildik. Şimdi
değerini anladık. Ama bu kez ekonomik kıskaç içinde devinip dururken bu
sevdiklerimize gene uzağız ya da uzağım. Bu böyle olmaz, uzakta da olsam,
söyleyeceklerim var yaşama dair deyip başladım.
Bilinen
bir konu; insanın özü 00-6 yaşında örülür. (Buradaki çift 00, doğum öncesi
içindir.) Neredeyiz bu yaşlarda? Çoğunluk ailemizle, doğduğumuz yerde.
İşte Türkelli'ye aitim. Trabzon'luyum. Türkiye'de yaşıyorum. Çoğaldıkça
Tünya'ya doğru uzatıyorum elimi, Tünya'daki tüm elleri sevgiyle tutabilmek
için…Kızımıza Toprak adını seçerek verdik. T ile ilgisiyoktu. Ama içimizin
derinliklerini kim saptayabilir ki. Kızımız da T'lerin sarmalında. Çok iyi
Karadeniz halkoyunları oynuyor. (Bana üçayağı o öğretti. Babam erken
ölünce, anam koruma içgüdüsüyle düğüne, derneğe göndermezdi. Belki bu
nedenle horon bilmem. Toprak, Karadeniz türkülerini bilir. Gitarıyla,
dansıyla, sinemasıyla, tiyatrosuyla T'yi yaşıyoruz.
1965
yılında ilk yağlı boya resmimi yaptım. Öğretmen okulunda karma sergiye bu
resmim seçildi. Bu dönem resimlerim 1990 yılına dek sürdü. Yüksek lisans
günlerimde, figürsüz resim çalıştım. 1997 yılında figür resmi göç
resimlerini yaptım. 2000 yılında ise bir manifesto ile Tresimlerine
başladım. Bu bir değişim. Bana göre ise; “Tresimleri” önemlidir. Yukarda
yıllarını verdiğim değişimlerle, sürüyor sanatım. Devrimleri de
döndürebilirler. Geriye dönmese iyi olacak. Geriye dönmeyi istemiyorum.
Sürekli ileriye…
Resim
düzlemindeki değişimlere azıcık değinmek gerek. Rönesans Tünya'nın önemli
dönemeci. O dönemden bu güne resim düzlemi çok değişik biçimlerde sunuldu.
Dörtgenle başladı. İkili tual (diptik), üçlü tual (tripdik) denendi. Altın
oran günümüze uzadı. Dikdörtgen, üçgen, elips, daire, yamuk uygulandı. Ben
de, yaşamımda bunca T olunca resim düzlemi olarak, T'yi seçtim. Harflerin
arasında, resim düzlemine en uygun olanı da T. Rastlantının da payını
katmalı. Sanatta rastlantı önemli yer tutar, sezgi ve birikimler gibi.
Süreç beni bu noktaya taşıdı.
Sanat
çevrelerinde yeterince duyuramamıştım, 20. kişisel sergim bunu sağladı.
Başladığıma da iyi etmişim. Tresimleri önceleri bazılarınca garipsendi.
Gerçekte ilk olan her şey garip / saçma / deli işi / zırva gibi
sözcüklerin eşitliği olan dirençli ret ile açıklanır. Biçimsel olan
yenilik, özden kopuksa zaten yaşamayacaktır. Biçim özle, özenle
doldurulmalıdır. Bu, zaman içinde gerçekleşebilir. Süre de konamaz. Süreci
benim gibi deli çalışan biri için hiç belli olmaz. Şöyle tepkiler aldım:
“Size Takir diyeyim mi?”, “Resmin iki altında bulunan boşluğu
çalmışsınız.” (Demiştim ki; asıl resim üstü, alt bölümü hediyem) “Bana ne
dışından!”, “Anlamadım ki, ne demek yani?”, “Nasıl çerçeve yapılacak, kim
yapacak?”
-20. kişisel sergini, sadece
“Tresimleri” olarak, 05-30 Mart 2007 tarihleri arasında gerçekleştirdin.
Diğer resim çalışmalarını askıya mı aldın; yoksa onlardan tümden vaz mı
geçtin? Bu bağlamda, bir kitapta topladığın “Göç Resimleri”nin sanatındaki
yerini açar mısın?
-Diğer çalışmalarımı
askıya almadım. Onlar yaşadılar, devirlerini tamamladılar. Süreç yaşanıyor
ve ileriye doğru devinim sürüyor. Diğer çalışmalarımın birikimleri ile
yeni üretimler, sıçramalar yaşıyorum.
Göç, çağın süreci
olduğu kadar; ülkeyi yönetenlerin ihanetini de taşır. GÖÇ resimlerim naif
havası ile figüratif resimlerdir. Bilindiği gibi büyük göç yaşanıyor
yurdumuzda. Trabzon da çok göç verdi. Yola çıkanlar ne umdu, ne buldular?
Arkada neler bıraktılar? Götürdükleri gerekli midir, yeterli midir? Orada
kalınacak mıdır, dönülecek midir? Dönüş ne zamandır? Döneceği yer kalmış
mıdır? Bıraktıkları duruyor mudur? Binlerce soru ya da yaşanmışlıklar…
Göç ile
yaşanan belirsizlikler, göç sonunda ki yıkımlardır betimlenen. Gerçekte
“Ben”i anlatıyorum…
Bu çalışmalarım aynı zamanda depremle de açıklanabilir. 17 ağustos
1999 da Sakarya'da deprem oldu. Göç resimleri sergim 12 eylül 1999 da
açıldı. Ben iki yılda ancak sergilenecek sayıda resim üretebiliyorum. Yani
deprem olmadan birkaç yıl önce bu resimlere başlamışım. Biraz falcılık
koksa da, benim seçimim bilimden yana olduğundan rahatlıkla
söyleyebilirim; depremi sezmişim. Açıklayayım: Ağaçlar, figürler ve minik
bir ev bulunan kompozisyonlarımda mekan yok. Ağaçlar eğik ve kökü yok.
Sanki depremde sökülmüş, öylece kalmış bir yanda. Figürler iki boyutlu.
Hareketsiz. Şaşırmış donmuşlar. Robot var orada, insan değil. Ev yan
yatmış. Minik ve toprağa batmış sanki yarısı. Mekan düz renkli. Tek
boyutlu. Işıksız. Belirli bir yer değil. Bilinmiyor…Kısaca, bu
betimlemenin deprem sonrasından farkı ne?
Göç, zaten bir depremdir.
indifada.200x150cm.
-Kitabında,
sanatından söz ederken; “doğadaki zıtlıkların dengesi, yaşamımızı
kolaylaştırıyor.” diyorsun. Bu
anlayışını Kıyı okurlarıyla
paylaşır mısın?
- Zıtlıklar…Tanımlayalım önce:
Sıcak-soğuk, beyaz-siyah, üst-alt, sevimli-korkunç, güzel-çirkin, çok-az,
zengin-yoksul, hızlı-yavaş, çalışkan-tembel, yukarı-aşağı, işçi-patron,
kararlı-şaşkın… Farklı alanlarda pek çok zıtlık var. “Zıtlıkların
bütünselliğini” öneriyorum. Bu zıtlıklardan biri olmazsa, yaşam durur. BİR
ÖRNEK Mİ: Her şey sıcak olacakmış, küresel ısınma ile dünya çölleşecekmiş.
İşte doğanın dengesizliğinin sonucu. Oysa dengesi, yaşamımızı
kolaylaştırıyor.
Bu
örneği çeşitli alanlarda sürdürelim:
Ben;
“demokrasi, fabrika ile gerçekleşir” sözünün gerçekliğini doğru
bulanlardanım. Bu ne demektir? Fabrikadaki zıt iki güç, bir arada
haklarını yaşama geçiriyorlar. Sözlerini söylüyorlar, karşı taraf
dinliyor. Beğense de dinliyor, beğenmese de. Anlaşıyorlar, anlaşamıyorlar.
Uygarca, ötekini düşünerek…Buradaki denge, her iki tarafın dışarıdaki
yaşantısını kolaylaştırıyor. Biri olmazsa, orası yoktur.
Sanatımdaki yerini de açıklayayım: Kompozisyonumu, düz ve devinimli
yüzeyler üzerine sererim. Geniş-dar, büyük-küçük, sivri-yuvarlak kurarım.
“O an”daki kanımın ısısının katkısı, doğaçlama gelişir. Birikimlerim yön
verir zıtlıklarıma. Düz alanlar ışıksızdır. Bol boyalı alanlar, yaşamın
güzellikleridir. Tümüyle düz, ya da tersi; tümüyle hareketli yüzeylerin
biri olmazsa orası yoktur. Boyanın miktarı, sıcak-soğukluğu, lekenin
açık-koyuluğu, zıtlıkların bütünselliğine dayanır. İçeriğinin yaşamdaki
varlığı ile teknik olanaklar da bütünleştiğinde denge kurulmaya
başlamıştır. Bu ise izleyicime bağlanmaya başlamış olduğumun işaretidir.
Ben tek olamam. İzleyicim de tek olamaz. Bir arada yaşamaktır, yaşamımızı
kolaylaştıran.
İşte;
her zıtlık yaşamımızı kolaylaştırıyor.
-Trabzon Öğretmen Okulu'nda
birlikteydik. Sonra, İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü, ardından MÜ AEF
Resim Bölümü, öğreniminin son basamağı İTÜ SBE'de yüksek lisans. Kitaplar,
sergiler…Güzel resim yapıyorsun, desenlerin güzel; kurgulama ve tasarım da
öyle. Şiire de gönül veriyorsun; özlü sözlerin var; düzyazılarda kalem
oynattığın oldu; bir de fotoğraf sanatı…ve kaval koleksiyonuna sadece
bakmıyor, ustalıkla çalıyorsun.
www.tsanat.com ile dünyaya açılıyorsun. Yaptıklarını düşündükçe,
kapatılmalarıyla, ülkenin eğitim öğretimine yapılmış en büyük hainlik
olarak kabul ettiğim Köy Enstitülülerini anımsıyorum. Böyle bir rüzgârla
mı savrulmaktadır yüreğin, beynin ve sanatın?
bir
heykelim
Bu konuda da aynı
düşünüyoruz. Evet bir ihanet var, köylülerimize,yurdumuza. “Yoksulluk diz
boyu” edebiyatı yaygın yurdumuzda. Ama bir bakalım: Köy Enstitülerinin
kapatılmasına hazırlananlar, Recep PEKER'e 1947 de ne yaptırıyorlar.
Başbakan Recep
PEKER IMF'ye 43 milyon dolar
katılım payı ödeyerek üye
oluyor.(
Bu parayla Türkiye kalkınırdı elbette. Bunu Recep PEKER dahil tüm
yöneticiler biliyor zaten. Bu
gün özelleştirmelerle birlikte düşünülünce işte durum aydınlanıyor.
Elbette Köy Enstitülerinin aydınlığından çıkarları bozulanlar, önümüze
milliyetçiliği, cinayetleri, dinciliği, seçim barajlarını, yasa
dayatmalarını, bölgeciliği sürerek bizleri oyalamaktadır. Birbirimizle
kavga ederken; onlar, zamlar, işsizlik, SSK oyunları, rant, vb. ile
sömürülerini azgınca artırmaktalar...)
Köy
Enstitülerinin yerine kurulan öğretmen okullarını başarılı
bulmayanlardanım. Uygulama alanları (yaşamın ortası) yerine, bina içinde
idi. İnsan doğadan koparılınca, ancak buncağız olabilir. Ortam
demokratikleşmeye yüz tutmuştu da biz okuduk tartıştık çalıştık, bu kadar
gelişebildik. Okullar; bina, program ve öğretmen kadrosunun olumluluğu ile
başarılı bireyler sunabilirler topluma. Bu da yasama ve yürütmenin yapısı
ile ilgilidir. Bizim ise, öğretmenlerimiz başarılıydılar. Onların bir
kısmı Köy Enstitüsü kökenliydi. Onlara Köy Enstitülerinden taşıdığı rüzgâr
bizi de serinletti elbet; ama yetmedi işte, bazı yeteneklerimizin
gelişemediğini görüyoruz. Bu konumda, bireye sorumluluk düşmektedir.
Kendisini bir çiçek sayıp, kırılganlığını da güzelliğini de tanıyıp,
kendini beslemesini bilmelidir değil “bilecektir.” Ben harçlığı bile
olmayan, babası 12 yaşımda iken ölen biri olarak bu düşüncelerle
davrandım. Daha çoğalmaya, güzellikleri üreterek yarınlara bırakmaya
çabalıyorum. Yarınlara güzellikler kalacak.
bir desenim...zindan
-Türkelli, sende bir tutku. Web
sitende önemli bir yer tutuyor. Türkelli'ye ilişkin bir şiirinin bir
bölümü şöyle: “oy türkelli dediğim/ beşikdüzü köyüdür / çay ile trabzon'a
/ fındığın türkiye'ye / söylenen türküsüdür / sis dağı gelinidir / kadırga
uzun aşkı / dünya'ya kemençeden / açılan bir öyküdür / açılan bir
öyküdür”. Bu tutku, salt oralı olmaktan mı kaynaklanıyor; yoksa doğasıyla,
sosyal yapısıyla, kişiliğini ve sanatını etkileyen apayrı bir yönü mü var
Türkelli'nin?
- Ben, beni işlemeye
çabaladım. Ancak, 'Ben'deki özü yaratan yer Türkelli. Canıma can katan
suyunu, o dağlar verdi. Kanımı canlandıran meyveler, lahana, mısır;
çimenine uzandığım, oynadığım topraklar Türkelli'de. İlk öğretmenlerimle,
Türkelli İlkokulu'nda karşılaştım. Birlikte taş taşıdım sevgi dolu
insanlarıyla. Kemençeler eşliğinde su yollarında çalıştık dayılarımla,
bibilerimle. Fideler dikip aşı yapmayı Türkelli'de öğrendim. Sığırlarını
otlattım, buzağısını doğurttum. Kaval yapıp çaldığım imeceler
Türkelli'deydi. Arkadaşlarımla çimdim derelerinde. Çok sevdiğim teyze
çocuklarımla burada kavga ettim. Beş yaşında keseri elime burada tutturdu
Ustam babam. Sis Dağı Yaylası'na, Kadirga Yaylası'na buradan yürüdüm
otçularla. Okumamı sağlayan, ısırgan otu Türkelli'deki evimizin önündeydi.
Babamın ölümünü burada yaşadım. Burada aşık oldum…
Daha ne versin bu güzelim topraklar…Köyüm Türkelli'yi seviyorum.
-Güzel değer bilirliğin ve sadakatin doruğu. Peki, sen
Türkelli'ye ne verebildin ?
-www.turkelli.com
sitesini yapıp Türkelli'ye armağan ettim. Başka hayallerim var ya…Zaman…
-Resim-İş
öğretimiyle ilgili kitapların var. Bu kitapların Resim-İş öğretimindeki
yerinden söz eder misin ?
-
İlkokul öğretmeni (
sınıf öğretmeni ) en çok yorulan / yorulması gereken insandır. Hatta
kendini geliştirmesini de en çok bu insanlar bilmeli. Çünkü ellerine
teslim edilenler, dünyanın en güzel varlıkları. Bu yıllarda okudum Eğitim
Enstitüsü Resim Bölümünü. Gördüm ki öğretmenler resim yaptırmıyorlar
öğrencilerine, diğer derslerle uğraşıyorlar. Beden Eğitimi ve Müzik dersi
de yapmıyorlar. Bakınız Köy Enstitüsünü kapatmanın nereye uzadığına böyle
tanık oluyoruz. Bu üç ders yaşamın kaynağı ve kendisidir. Öğrenciye bu
dersleri yaptırtmamak, onu yaşamdan koparmaktır ki bunun diğer adı da
ihanettir. Öğretmenler resim derslerini işleme tekniklerini de
bilmiyorlardı. Bana yalvarıyorlardı: Ne olur ders değiştirelim ya da bize
öğretin. Çünkü benim öğrencilerim Japonya'dan Çekoslovakya'ya resim
ödülleri alıyorlardı.
Resim ders programları, diğer ders programlarına göre en iyi
düzenlenmiş durumda olanıydı. Hatta öğretmene, bağımsızlık tanıyan
eğilimi vardı. Böyle olmasına karşın yetersizdi.Bu düzeltilmeliydi.
Açtım çocuk resimleri arşivimi, renk psikolojisi, çocuk psikolojisi, yeni
teknikler, çocuk resimlerini okuma, dünyadaki farklı uygulamalar…
İşte
“6-14 Yaşlarında Resim-İş Eğitimi” adlı kitabım doğdu. Öğretmene,
öğrenciye ve veliye yönelikti. Bu alanda boşluk vardı zaten. Yüksek
lisanstan sonra orta öğretime geçtim. Orda daha kötüydü durum. Fakülteler
branş eğitimi vermişlerdi oysa. Öyle öğretmenler vardı ki; çizgileri 9
yaşında bir çocuğun seviyesinde, öğretmenlik bilgileri ise öğrencisinden
az. Bu öğretmenler çoğunluk, 12 Eylül sonrasının Eğitim Fakülteleri
mezunlarıydılar. Böylece “14-18 Yaşlarında Resim” adlı kitabımı da yazdım.
Türkiye'nin çeşitli yerlerinden öneriler ve teşekkürler aldım.
Kurumlar
kulağının üstüne yatmışlardı. Şimdilerde uyanmışlar, kalan güzellikleri de
kazıyıp, siliyorlar.
Çocuğa
yapılan yatırım, geleceğimizin düzeyidir.
bir desenim
-Kızın Toprak'la yaptığın tv
programları ilginç olmalı. Bu tür programların çocukların estetik
duygularının gelişmesindeki ve resme gönül vermelerindeki katkıları
nelerdir?
-
Kızım Toprak özgür, özgün, özellikleri olan çocuktu. 5,5 yaşında kendi
başına okumaya başladı. 6 yaşında Ankara Atatürk Müzesi'ne bir resmi kabul
edildi. Şarkıları bir kez çalınınca, söylemeye başlardı. Erkek
arkadaşlarına ağaca çıkmayı öğretir. Kulakları, koltuğun arkasından geçen
böceğin ayak seslerini duyar. Gitarı kendi başına öğrenen bir yetenek.
Sonunda tiyatro-müzik-dans üçlüsü ile yürüyor. Böyle özelliği olan
çocuklarımızın sayısı çok fazla. Ama onları taşımak gerekir yaşama.
Toprak için
öğretmenleriyle çok cebelleştim. Çocuklarımızı savunmalıyız. Bunları
söylememin nedeni, velilere yönelik bir öneri. Bakın memur çocuklarına,
önde giden biri zor çıkar. Memurların kuralcı dünyaları, özelliklerini
tırpanlar çocukların.
TV
programları da bunlardan biri. Toprakla beş- altı çocuk vardı. Resim
çalışmalarına hazırlık, konu seçimi, tasarlama - uygulama, değerlendirme
ve sunma aşamalarını canlandırdık. Bu programları izleyen çocuklar ve bazı
ailelerden övgüler aldık. Başka bir kanalda resim diye, illüstrasyon
uygulamasından kurtarmışız onları. Bu aşamadan sonra işte senin söylediğin
duygu gelişimi başlamaktadır. Önceden tekniği, içeriği, hatta sınırları
belirlenmiştir. Konuşulmuştur. Özgür bir ortam sağlanır. Seçeceğine ve
uygulayacağı tekniğe kendi karar verir. Bu tip çalışmalar yaratıcılığı da
tetikler. İncelikleri, estetik duyguları geliştirir. Giderek çalışma
ortamındaki diğer çalışanlara değer verir. Disiplinli bir çalışma sonunda
işini bitirir. Değerlendirerek, izleyicilere sunulacak olanları dosyalar.
Toplanır.Üretilen ise özgündür.
Bu
anlatılanlara “iş disiplini” diyoruz. Yaşamanın tadını alma disiplini…
babamın
oyma kapısı
- Sevgili Şakir, resim ve desenin
yanı sıra miting afişlerin de var. Mitinglerdeki karşı koyuş desenlerine
de sinmiş. Sanatı, bir kabulleniş olarak algılamadığın biliyorum. Sanatta
karşı koyuş ya da karşı duruş nereye kadar?
-Sanat yaşamın içinde.
Yaşamdaki seçimim
sanatımdır.
Yetişebildiğim tüm mitinglere giderim. İki yanı var katılmamın. Karmaşık,
iç içe iki özellik. İlki, sanatım için biriktirmek üzere giderim…
Algılamalarım, deneylerim elbet birikimlerimdir. Bu birikimlerimin sonucu
nereye varır, çalışmaya yönelince belli olur: Resim olur, şiir olur,
heykel olur, düz yazı olur, kitap olur. Biriktirmeden sanat olmaz.
İkincisi, Fotograf çekmek…Fotograf sergisi, sunumu ve arşivleme için. Bu
fotograflarımdan bazıları kartlarda ses oluyor, bazıları evlerinizde benim
gözümden baktığınız pencereniz. Bazıları da afiş, yeni mitinglerde bayrak
olarak yaşamayı sürdürüyor.Burada
bilinmesi gereken kanımca şu: Sanat; yaşamın ütopyacı yanıdır. Sanat
aykırıdır, muhaliftir. Hangi sistem olursa olsun. Dikkat edilsin; düşman
değil. Sanatın muhalif oluşu, yaşamın güzelleşmesi, gelişmesi için
önermeler demektir. Böyle okunmalıdır. Tarihte bunları doğru okuyanlar
başarılı, anılan, yaşayan liderler olmuşlardır. Her liderin sanatçıları
olmalıdır. İşine
gelmediği için, bildiği anladığı halde, inadına sanatçıları düşman
sayanlar da var. Yetmedi deyip sanata, başka misyonlar yükleyenler
de. Hatta sanatçıları şarlatan / memur sananlar da...
Olsun. Kendileri bilir. Biz
yaşamın tüm alanlarını, her şeye karşın güzelleştirmeyi sürdüreceğiz.
Yaşam, tüm insanlığın oluncaya değin. Ondan sonrası da var; yaşam
seviyesini yükseltme sorumluluğu…
Web sitende “Türkelli”den
“Tünyaya” sesleniyorsun. Dergimiz aracılığı ile, kültür sanat bağlamında,
Trabzon'a, Trabzon'dan Türkiye'ye ve Türkiye'den dünyaya, kısaca, hangi
iletileri göndermek
istersin ?
 |
baba-kız |
-
En zoru bu; özet ve kalıcı ileti. Şöyle özetlemeye çalışayım:
*Türkelli
köklerimin su aldığı toprak. Köksüz ağaç yaşamaz.00-7 yaş arasındaki
köklerimizi (yaşadıklarımızı, yeteneklerimizi, toprağımızı, suyumuzu…)
bilmeliyiz. Bizi çeşitli nedenlerle köklerimizden koparıyorlar, göçüyoruz.
Olsun unutmadan aramaya devam, dönelim.
*Köklerimizi aramak, yeteneklerinizi tanımak, onu işlemek geliştirmek
demektir. Bu gelişme başkalarının bize biçtiği giysiyi değil, bizim
seçtiğimizi giymek demektir. Her bireyin mutlaka farklı özellikleri
vardır. Yaşama tutunacak dalları olacak ağacı büyütecek, bu toprağı
sulamalı her birey.
*Hangi
koşullarda olursak olalım, sanat tutunacağımız en sağlam daldır
-
Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim
- Ben de çok teşekkür ederim. Kolay gelsin.
26.
Söyleşi. Kıyı
kültür sanat dergisi
 |
|
|
|